"Bazı ruhlar, fırtınanın en şiddetli anında bile geri adım atmaz; onlar, ödenmesi gereken bedelin, adanmışlığın ta kendisi olduğunu bilirler."
KONYA'DAN YÜKSELEN GENÇ BİR BOZKURT
Tarih 25 Nisan 1980’i gösterdiğinde, Anadolu toprakları en genç, en yiğit evlatlarından birini ebediyete uğurluyordu. O, Ramazan Arı’ydı. KONYA’nın HADİM ilçesinde doğan bu genç adam, henüz 16 yaşındaydı. Bir öğrenci kimliği taşısa da, ruhu çelikten bir neferin ruhuydu. O, sadece bir birey değil, zulme karşı dimdik duran Türk Milliyetçiliğinin sarsılmaz kalesiydi. Gözüpek, korkusuz bir Bozkurttu; duruşundaki o pervasızlık, çağın karanlık güçlerinin, devrimci solcu-komünist militanların uykularını kaçıran bir isyan ateşiydi.
VAZGEÇMEYENLERİN SÜRGÜN DESTANI
Ramazan Arı’nın duruşu o kadar keskin, adanmışlığı o kadar büyüktü ki, dönemin iktidar güçleri ve karşıt cepheler, onu susturmak için her yolu denedi. Onun cesareti, ülküdaşlarından rahatsız olan yapıların hedefindeydi. Bir öğrenci için okul sıraları bilginin evi olmalıydı; Ramazan içinse bu sıralar, sürekli değişen bir sürgün rotası haline geldi.
Adana Sağlık Koleji’nde başlayan bu çileli yolculuk, önce onu Kastamonu Sağlık Lisesi’ne savurdu. Yetmedi; Diyarbakır’a, ardından da Ankara Yenişehir Sağlık Koleji’ne sürgün edildi. Dört farklı şehir, dört farklı sınav yeriydi. Gittiği her yerde baskı, taciz ve saldırının en şiddetlisiyle karşılaştı. Fakat Ramazan Arı, bu çemberin ortasında dahi yılmadı. Her sürgün, onun direncini artırdı; her baskı, inancını daha da çelikleştirdi. O, baskılara rağmen onurundan taviz vermeyen bir kahramanlık abidesiydi.
O KARANLIK GÜN VE SON DİVAN
Karanlık, 25 Nisan 1980 günü ANKARA üzerinde çöktü. Düşmanları, cephede yenemedikleri bu 16 yaşındaki yiğidi, hain bir pusuyla alt etmeye karar verdiler. Devrimci solcu-komünist militanlar, Ramazan’ı zorla derdest edip (alıkoyup), şehrin sessiz ve tekinsiz bir köşesine, ANKARA Yıldızevler’deki boş bir binaya götürdüler.
Burada, adalet maskesi ardına gizlenmiş zulmün en büyük örneği sergilendi: Bir Sözde Halk Mahkemesi kurdular. Onlar sorgularken, Ramazan Arı’nın ruhu sorgulanamazdı. O, işkencenin en ağırına maruz kaldı. O binanın duvarları arasında, Ramazan’ın çelik iradesi ile düşmanlarının alçaklığı karşı karşıya geldi. Biz o sorgunun detaylarını bilmiyoruz; hangi acılara göğüs gerdiğini, hangi sözleri haykırdığını bilmiyoruz. Ama biliyoruz ki, o, davasına olan sadakatinden bir an olsun ödün vermedi. O genç bedeni kırabilirlerdi, ama ruhunu esir alamadılar.
ŞEHADETİN ÜÇ KURŞUNU
Zulmün en vahşi anının sonunda, bu cani mahkeme hükmünü verdi. İşkenceden yılmayan bu genç ruha karşı yapabilecekleri son şey, silaha sarılmaktı. Ramazan Arı, Ankara’nın soğuk bir binasında, 3 kurşunla susturulmaya çalışıldı.
Fakat 16 yaşındaki bir öğrencinin üç kurşunla şehit edilmesi, bir son değil, bir başlangıçtı. O kurşunlar, sadece bir bedeni yere indirdi; fakat ardında, zulme boyun eğmeyen, sürgünlerden yorgun düşmeyen, işkenceye direnmiş destansı bir hatıra bıraktı. Ramazan Arı, bu topraklar için verdiği sözü tutarak ebediyete yürüdü ve adını tarihin kahramanlık defterine altın harflerle yazdırdı.
"O, 16 yaşındaydı. Fakat üç kurşunla sadece bir bedeni düşürdüler; geride bıraktığı meşale ise çağları aydınlatmaya yetti."