"Bazı hayatlar, sadece bir tarih değildir; onlar, bir milletin vicdanına yazılan, kanla mühürlenmiş destanlardır."
KİMLİĞİ VE YÜKSELEN DURUŞU
O, bir neferdi. Tarihin hangi toprağından filizlendiği bilinmezdi; doğduğu yer kayıt defterlerinin sessizliğinde saklı kalsa da, duruşu tüm Ankara’ya yayılan bir sesti. O, sadece bir birey değil, kendini davasına adamış, onurlu bir Türk Milliyetçisiydi. Adı: Mehmet Aktaş. Omuzlarında taşıdığı Ülkücü kimliği, onun için geçimini sağladığı esnaflık mesleğinden daha ağır bir emanetti. O, sıradan bir hayat sürmeyi reddeden, inandığı değerler uğruna sarsılmaz bir kararlılıkla yürüyen bir kahramandı.
BİR SEMTİN NAMUSU VE EMEĞİ
Mehmet Aktaş, başkent Ankara’nın Keçiören ilçesine bağlı, mütevazı Etlik semtinde, Ayvalı mahallesinin kalbinde ailesiyle birlikte yaşıyordu. Onun hayatı, manavlık tezgâhının arkasından geçen, alnının teriyle kazanılan helal bir kazancın ve semtine olan sadakatin hikâyesiydi. O, sadece meyve sebze satmazdı; aynı zamanda mahallesinin huzurunu ve vicdanını temsil ederdi. O zorlu 1980 yılı atmosferinde, Mehmet Aktaş’ın dükkânı, karanlığa karşı kurulan sessiz bir nöbet yeriydi.
KARANLIK BİR KUŞATMA: 25 NİSAN 1980
Takvimler, 25 Nisan 1980 Cuma gününü gösterdiğinde, Ayvalı semtinin üzerine alçakça bir gölge düştü. Kendi mahallelerine, kendi sokaklarına sızan komünist militanlar, korku salmak ve teslim almak için bir baskın düzenledi. Mehmet Aktaş, o gün dükkânında, evinde ya da mahallesinin herhangi bir köşesinde bulunuyordu. Detaylar bilinmez, ancak o an, hayatının en büyük kararı olan ‘geri çekilmeme’ kararıyla yüzleşti.
Tarih, o kahramanlık anının görgü tanığıydı. O anki direnişi, son nefesinde dahi gösterdiği fedakârlık, kayıtlara sadece "kurşunlanarak şehit edildi" sadeliğiyle geçti. Ancak bu sadeliğin ardında, vatanın bir karış toprağını namert ellere bırakmamak için göğsünü siper eden bir yiğidin destanı yatıyordu. Mehmet Aktaş, canını hiçe sayarak, inancını canı pahasına savundu ve o karanlık kuşatma anında şehadet şerbetini içti.
KADER ORTAKLIĞI VE SON NEFES
Mehmet Aktaş, o acı günde tek başına düşmedi. Ayvalı mahallesi, yedi canın bedeliyle vatan toprağına bir kez daha mühür vurdu. Manav Mehmet Aktaş’la birlikte, aynı semtin farklı köşelerinde hizmet veren dört yiğit daha, aynı kahramanlık zincirinin halkaları oldu.
Manav Tahsin Keskiner, Terzi Alaattin Ünlüsoy, Berber Satılmış Yalçın ve Berber Çırağı Fahrettin Yücesan... İşte o gün, sıradan meslek sahipleri değil, bir idealin kalesi olan bu beş ülküdaşımız, kendi elleriyle inşa ettikleri mahallelerinin güvenliği uğruna canlarını feda etti. Bu toplu fedakârlık, sadece beş şehidin hikayesi değil, bir semtin zulme karşı gösterdiği toplu direnişin adıdır. İki ülküdaşımız ise yaralı olarak hayatta kalarak, bu destanın acı tanıklığını üstlendi.
O gün, Keçiören’in Ayvalı mahallesi, Mehmet Aktaş ve ülküdaşlarının kanıyla sulanarak, milli vicdanın en hüzünlü ve en gururlu sayfasına eklendi.
"Onlar, sadece kurşunlanmış bedenler değildi; onlar, 25 Nisan 1980 tarihinde, Ankara'nın sokaklarında geleceğe fısıldanan, asla unutulmayacak yedi sözdü."