"Bazı hayatlar, zamana sığmaz. Sekiz yıllık bir nefes, bazen bir milletin fedakârlık destanı olur."
ALTUNLU KÖYÜ’NDEN DOĞAN YILDIZ
Tarih, 24 Nisan 1980’i gösterdiğinde, Anadolu’nun ruhuna yazılacak o destan henüz sekiz yaşındaydı. O, sıradan bir çocuk değil; Samsun’un Terme ilçesi, Altunlu köyünün ruhunu taşıyan, ideallerle bezenmiş bir kahraman adayıydı: HATİCE ÖZÜBEK.
Babası görev sebebiyle Diyarbakır’daydı. Karadeniz’in yeşilinden, çetin bir coğrafyanın tam kalbine taşınmışlardı. Hatice, ailesinin tek ve paha biçilmez varlığıydı. Daha sekiz yaşındayken, adanmışlığın, cesaretin ve TÜRK MİLLİYETÇİSİ duruşun mirasçısı olarak büyüyordu. Onun küçücük bedeni, omuzlarında büyük bir idealin yükünü taşıyordu. O, yalnızca bir çocuk değil, geleceğin ve sarsılmaz inancın tek fidanıydı.
MASUMİYETİN SON SABAHI
Diyarbakır’ın Bağlar semtinde, her sabah olduğu gibi, baba ve kızı rutinlerine başladılar. Evden okula doğru atılan o ilk adımlar, aslında Hatice’nin hayata dair en masum eylemiydi. Gözlerinde okulun heyecanı, elinde babasının sıcaklığı vardı. Bilmiyorlardı ki, o gün okul yolu, bir kahramanlık yoluna dönüşecekti.
Onlar yürürken, 1980 yılının karanlık gölgesi, huzurun üzerine çöktü. Yanıkköşk sokağı, Hatice’nin defterine yazılacak son coğrafi isim oldu.
24 NİSAN 1980: FEDAKARLIĞIN MÜHRÜ
O gün, o sokakta, sadece bir baba ve kızı yürümüyordu; milletin birliği ve vatanın bölünmezliği yürüyordu. Onların karşısına çıkan, o dönemin adı ‘apocular’ şimdiki adı PKK olan bölücü, hain militanlar, en büyük düşmanlarının masumiyet olduğunu kanıtladılar.
O an, babasıyla omuz omuza duruşu, Hatice’nin sekiz yıllık yaşamının en büyük dersi oldu. Kaynak metin, o son anın dehşetini veya direnişini anlatmak için kelime israf etmez; sadece net ve soğuk bir gerçeği sunar: “babasıyla birlikte vurularak şehit edildi.”
O kritik anda, o son saniyede bir kahramanlık ateşi yandı. O küçük yürek, korku nedir bilmedi. Onlar, ayrılıkçılığın namlusuna karşı, tek vücut, sarsılmaz bir inancın ve adanmışlığın sembolü olarak dikildiler. Hatice Özübek, idealleri uğruna kanını akıtan bir ÜLKÜCÜ ŞEHİT olarak, sekiz yaşındaki masumiyetini ölümsüzlüğe taşıdı. O kurşun, bir bedeni yere düşürdü, ama ardında bıraktığı duruş, bir destanı göklere yükseltti.
VATAN TOPRAĞINA SON UĞURLAMA
Hatice’nin ruhu vatanın semalarında yücelirken, cansız bedeni ait olduğu topraklara döndü. Diyarbakır’daki çetin mücadelesinden sonra, cenazesi doğduğu yer olan Samsun’a, Terme’nin Altunlu köyüne götürüldü.
O, doğduğu toprağa, artık sadece bir evlat olarak değil; vatanın bekçisi, fedakârlığın timsali ve milletin vicdanına kazınan ebedi bir hatıra olarak emanet edildi. Hatice Özübek, adını sekiz yıllık kısa bir ömürle, vatanın en yüksek şeref mertebesine yazdıran bir Türk Milliyetçisidir.
"Yaşın değil, uğruna verdiğin can; yattığın toprağı değil, milletin kalbini vatanın yapar."