“Toprak, yiğitlerinin kanıyla sulanmadan vatan olmaz; bazı isimler, karanlığa karşı dik duruşun ebedi şahididir.”
KARS TOPRAĞINDAN YÜKSELEN SES
Kars’ın derin, dürüst ve çetin ikliminden filizlenen bir adanmışlığın adıydı Ekrem Akbaba. O, sadece bir meslek erbabı değil, Selim ilçesinin ruhunu taşıyan, ülkücü duruşuyla nam salmış bir kahramandı. Doğduğu topraklar olan Kars-Selim’in her karışına adanmışlığı, onun kaderini de belirleyecekti.
ADANMIŞLIĞIN VE ONURUN TEMSİLCİSİ
Ekrem Akbaba, Selim Lisesi’nde memur olarak görev yapıyordu. Onun makamı bir masa başında değil, temsil ettiği değerlerde gizliydi. Ağır başlılığı, sarsılmaz karakterinin imzasıydı. Sessizliğiyle bile çevresindekilere güven veren, sayılan ve sevilen bu yiğit, dönemin çalkantılı rüzgârlarında davasına siper olmuş bir kale gibiydi. O, kuru bir görev tanımının ötesinde, genç zihinlerin yetiştiği bu kurumda, dürüstlüğün canlı örneği olarak dimdik ayakta durdu.
14 ARALIK 1978: ZULMÜN KARA GÜNÜ
Takvimler 14 Aralık 1978’i gösterdiğinde, Kars’ı saran soğuk sadece havadan ibaret değildi; memleketin üzerine çöken ideolojik kinin buz gibi nefesiydi. O akşam, Ekrem Akbaba, Şehir Kulübü’nde, aynı yola baş koyduğu arkadaşlarıyla bir aradaydı. Belki de memleketin geleceğini, belki de sadece günlük hayatın yorgunluğunu paylaşıyorlardı. Bu basit, masum buluşma, yaklaşan ihanetin gölgesinden habersizdi.
ALÇAKÇA KURULAN TUZAK
O an, karanlık ve hain bir kararla harekete geçen komünist militanlar, Ekrem Akbaba’nın ve arkadaşlarının bulunduğu mekânı hedef aldı. Bu bir çarpışma değil, yiğitliğin karşısına korkakça dikilen bir baskındı. Hiçbir uyarı, hiçbir kaçış ihtimali yoktu.
Zaman durdu. Terörün sesi, atılan patlayıcı maddenin dehşet verici gücüyle yankılandı.
Ekrem Akbaba, işte o ateşin ve dumanın ortasında, duruşunun bedelini ödedi. O, sadece patlamanın hedefi olmakla kalmadı; inancının çelikten duvarı olarak orada can verdi. Olayın acımasızlığı öyle büyüktü ki, yanındaki üç arkadaşı da aynı karanlığın içinde ağır yaralar aldı. Ancak Ekrem Akbaba, geride sadece acıyı değil, ebediyete uzanan sarsılmaz bir destanı bıraktı.
O, inandığı değerler uğruna, bir kış gecesi, Kars'ta, alçakça bir saldırının ortasında şehadete erdi. Memleketin onuru, o son nefeste göğsüne vuran patlamanın yankısıyla mühürlendi.
“Ekrem Akbaba’nın düştüğü yerde, yalnızca bir beden değil, koca bir neslin adanmışlık yemini toprağa karıştı. O gün kaybedilen bir hayat değil, her an parlayacak bir yıldızdı.”