“Kimi kahramanlar yalnız yürür ölüme. Hamdi Özübek, canı elinde, yüreğiyle yürüdü. Çünkü onun için vatan, kızıyla aynı kaderi paylaşan kutsal bir emanetti.”
KİMLİĞİ VE YÜREĞİNDEKİ YEMİN
O, Ordu’nun Mesudiye ilçesinde doğan, Anadolu’nun çetin coğrafyasında yoğrulmuş bir inancın ve adanmışlığın vücut bulmuş haliydi. Bir Türk Milliyetçisi, Ülkücü Şehit Hamdi Özübek. 35 yıllık ömrüne, nesiller boyu anlatılacak bir destan sığdırdı. Kökleri Ordu’daydı, ancak omuzlarına aldığı sorumluluk Samsun'un Terme ilçesindeki ailesinin huzurunu ve tüm yurdun istikbalini kapsıyordu. O, sadece yaşayan bir insandan ibaret değildi; o, cephede duran bir fikirdi.
İSTİHBARATIN GİZLİ KALKANI
Hamdi Özübek, zor zamanların en tehlikeli görevini üstlenmişti. Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şubesi’nde polis memuru olarak görev yapıyordu. Bu, sıradan bir meslek değil; devletin bekasını tehdit eden karanlık odaklara karşı görünmez bir siper olmaktı. O, Pol-Bir teşkilatına mensup bir vatan sevdalısı olarak, inancını üniformasıyla birleştirmiş, her anı tehlikeyle çevrili bir yolda ilerlemeyi seçmişti. Evliydi ve 8 yaşındaki kızı onun hayatının en değerli mücevheriydi. O, bir eliyle vatanın sırrını tutarken, diğer eliyle kızının geleceğini koruyordu.
24 NİSAN 1980: BABALIK VE ADANMIŞLIĞIN SINAVI
24 Nisan 1980 sabahı, Diyarbakır’ın Bağlar semtinde, sıradan bir gün başlıyordu. Ancak o sabah Hamdi Özübek için, babalık yemini ile vatan borcunun kesiştiği an oldu. O, İstihbaratın zorlu görevinden sıyrılmış, hayatındaki en kutsal görevi yerine getirmek üzere evinden çıkmıştı: 8 yaşındaki kızını okula götürmek.
Bu yürüyüş, sadece bir babanın çocuğunu koruyuşu değildi; bu, devletin Diyarbakır’daki varlığını ve iradesini simgeleyen bir duruştu.
Yanıkköşk Sokağı'nda, o dönemin Apocu, bugünün acımasız PKK militanları, en alçakça saldırıyı gerçekleştirdiler. Düşman, bir kahramanı pusuda yakaladığını sanıyordu, ama aslında Türk yurdunun en mukaddes değerine, babalık sevgisine ve masumiyete saldırmışlardı.
KAHRAMANLIĞIN EN ACI MÜHRÜ
Karanlık eller, bir babayı en savunmasız anında hedef aldı. Ancak Şehit Hamdi Özübek’in son nefesi, kızını koruma içgüdüsüyle atılmış son bir adıma dönüştü. O, canını siper ederken, kızını da yanına alarak şehadet şerbetini içti. Bir polis memuru, bir istihbaratçı ve bir Türk Milliyetçisi, Diyarbakır semalarında göğsüne vurduğu o imanla, canını feda etti. Vatan borcu ile evlat sevgisi, tek bir mermiyle, 24 Nisan 1980’de ebediyete mühürlendi.
Onlar, bu toprakların bekası için verilen mücadelenin ve ödenen bedelin en ağır simgesi olarak, Bağlar semtinde destan yazdılar. Hamdi Özübek ve küçük kızı, hainliğin en karanlık anında dahi bir araya gelerek, bölünmezliğin ne olduğunu kanlarıyla ispatladılar.
Cenazesi, ailesinin huzur bulduğu Samsun Terme’nin Altunlu köyünde toprağa verildi. Ancak adı, Diyarbakır’ın her taşında, vatan için can veren her şehidin hafızasında ebediyete kazındı.
“Hamdi Özübek’in şehadeti, sadece bir yiğidin düşüşü değil; vatan uğruna verilen sözün, evladın eli tutulurken dahi bozulmayacağının yeminidir.”