"Kimi hayatlar takvimlerle değil, taşıdıkları davanın ağırlığıyla ölçülür. O, milletinin sevdası uğruna en büyük bedeli ödedi."
MİLLİYETİN YÜREĞİNDEN DOĞAN YİĞİT
O, GÜMÜŞHANE’nin kadim toprakları, AKHİSAR KÖYÜ’nden yola çıkmış, kalbine sığdırdığı imanla yirmi dört yıllık ömrüne koca bir destan sığdırmış bir yiğitti: Şehit NEVZAT ÜLKER. Daha hayatının baharında, yuvadan uçtuğu memleketin sınırları ve bekası için duruş sergileyen bir adanmışlığın sembolüydü.
ADANMIŞ BİR GENÇLİK VE VAZGEÇİLMEYEN YEMİN
Ankara’nın çelikten irade gerektiren siyasi atmosferinde, ANKARA İKTİSAT TİCARİ İLİMLER AKADEMİSİ’nin sıralarından mezun olduğunda, sadece bir kariyer sahibi olmadı; aynı zamanda ülkücü hareketin çilesini de omuzlarına aldı. Başkentte, davanın rüzgârlarının en sert estiği günlerde, çeşitli ülkücü kuruluşlarda aktif görevler alarak, milliyetçi duruşundan asla taviz vermedi. O, sadece bir meslek erbabı değil, aynı zamanda ÜMİD-BİR’in ruhunu taşıyan, ideallerine sonuna kadar sadık bir neferdi.
TRABZON SINIRINDAKİ KISA MESAİ
Hayatının en umutlu döneminde, taze bir yuva kurmuştu; yeni evliydi. Vazifesi onu Karadeniz’in hırçın şehri TRABZON’a, MALİYE MÜFETTİŞİ olarak tayin etmişti. O, devletine hizmet aşkıyla yanarken, aynı zamanda Ülkücü hareketin davasını da bu zorlu coğrafyaya taşımaktaydı.
Ancak Trabzon’daki mesaisi, sadece altı ay sürecek, kısa ve acı bir bekleyişten ibaret kalacaktı. 1977 yılının o karanlık baharında, Nevzat Ülker, devletinin namusunu koruyan bir memur, milletinin geleceğine adanmış bir ülkücü olarak, cephenin tam ortasında duruyordu.
ZULMETİN VURDUĞU O GECE: 24 NİSAN 1977
Takvimler, gençliğinin baharını vuran o meşum günü, 24 NİSAN 1977’yi gösteriyordu. Akşam saat 20.00 sıralarıydı. Nevzat Ülker’in ömrünü, idealini ve geleceğini hedef alan o hain pusu kuruldu.
Milletin geleceğine kurşun sıkmayı gaye edinmiş, devrimci-solcu komünist militanlar, bir Maliye Müfettişinin kimliğinde, Türk milliyetçiliğinin sarsılmaz duruşuna saldırdılar.
O an, karanlık ve kalleşçe bir eylemdi. O, geri adım atmadı. Göğsüne isabet eden tam DÖRT KURŞUN ile, vatan sevgisinin kalesini göğsüyle savundu. Duruşunu eğmedi, inancını bırakmadı.
Ancak zulmün son darbesi, tüm umutları, tüm hayalleri ve tüm birikmiş ideali hedef aldı. Beynine isabet eden SON KURŞUN, yirmi dört yıllık bir kahramanlık öyküsünün, o gece Trabzon’da ebediyete ermesine neden oldu.
ŞEHADETİNİN EBEDİ MÜHRÜ
Nevzat Ülker, sadece altı ay görev yaptığı Trabzon’da, yeni başladığı hayatının baharında, ülküleri uğruna canını feda etti. O, bir kayıt defterinde şehit düşen bir isim değil; inandığı değerler için son nefesine kadar savaşan ve bu destansı mücadelesini vücuduna saplanan beş kurşunla mühürleyen, Milliyetçi Hareketin sarsılmaz bir abidesi olarak tarihe geçti.
"Trabzon semalarında yitirilen bir can değil, vatanın istiklali uğruna ebediyete yazılan yirmi dört yıllık bir destandır onun hikayesi."