"Bazen bir ömür, kaç yaşında başladığını veya hangi mesleği icra ettiğini bilmediğimiz bir yeminle başlar. O yemin, adını tarihe değil, doğrudan milletin kalbine yazar."
KİMLİĞİ VE MUKADDES YEMİNİ
O, sadece bir isim değildi; o, bir duruştu. Zorlu bir çağın en ağır yükünü omuzlayanların soyundandı. Adı NİYAZİ BALCI idi. Kimliği, basit sıfatlarla açıklanamazdı; o, Türk Milliyetçisi Ülkücü ruhunun, vatan aşkını yüreğine kanla yazmış bir neferiydi. Onun duruşu, sadece bir ideolojiyi savunmak değil, bir milletin geleceği için vicdanını ateşe atmaktı. Onun doğduğu yer, belki coğrafi bir köşe olabilir, ama ruhu, ülkü sancağının dalgalandığı her yerde doğmuştu ve varlığı, bu kutlu kimliğe adanmış bir kurban olarak parlıyordu.
KARANLIĞIN KALBİNDE: İSTANBUL (1980)
Tarih, 1980 yılını gösteriyordu; bir milletin çelikten iradesinin sınandığı, sokakların kanla yıkanıp, inancın en büyük bedeli talep ettiği bir dönem. Bu ateş çemberinin en kalabalık, en karmaşık ve en tehlikeli noktası ise İSTANBUL’du. Şehit Niyazi Balcı, bu kadim şehrin karmaşasında, ülkü uğruna dimdik ayakta duranlardan biriydi. Bilinmeyen bir mesleği vardı belki; bir öğrenci, bir işçi, bir esnaf... Ama hayatındaki en büyük mesleği, vatanın bekçiliğiydi. Bu ölüm kalım savaşında, o, davasından asla taviz vermeyen, sarsılmaz bir kale gibiydi.
BİLİNMEYENİN DESTANI VE SON ADIM
Kimi kahramanların hikâyesini, detaylı günlükler, mektuplar veya tanık ifadeleri süsler. Niyazi Balcı’nın destanı ise, fedakârlığın en saf, en dokunaklı halidir. Bize onun hangi sokakta yürüdüğü, o sabah hangi rüzgârın estiği, son nefesini verirken ne düşündüğü söylenmemiştir. OLAY GÜNÜ'ne ait satırlar boştur; çünkü o an, dünyevi detaylardan arınmış, sadece ebediyete yazılmış bir eylemdir.
O anki sessizlik, tarihin en gürültülü çığlığıdır. O, hangi tehlikenin üzerine yürüdüğünü biliyordu. Hangi tuzaktan haberdardı? Bilinmez. Bize kalan tek şey; o meçhul karanlığın üzerine kararlılıkla yürüdüğü ve bu bilmecenin, onun kahramanlığının en büyük delili olduğudur. Zira en büyük fedakârlık, geride ispat bırakmaksızın, sadece yeminine sadık kalarak verilen canlardır.
24 NİSAN 1980: ŞEHADETİN SİLİNMEZ MÜHRÜ
İstanbul'un ağır havası, 24 NİSAN 1980 Perşembe günü, bir yiğidin nefesiyle kesildi. O gün, Niyazi Balcı’nın hayat yolculuğu sona erdi; ama mücadelesi sonsuzluğa ulaştı. Kalleş kurşunlar, sadece bir bedene dokunabildi; asla inancına ve adanmışlığına erişemediler.
O, şehit düştüğünde, yalnızca İSTANBUL toprağına değil, Türk milletinin hafızasına da silinmez bir mühür vurdu. Adını ve davasını, o karanlık 1980 yılının en yüce fedakârlık tablosuna yazdırdı. O, yurdu için bedel ödemekten çekinmeyen, geride bıraktığı boşluklarla bile kahramanlığını fısıldayan destansı bir ruh olarak yaşamaya devam edecektir.
"Bazılarının hayat hikayesi, nerede bittiği bilinmeyen bir yolculuk değildir; nerede başladıktan sonra asla bitmeyen bir meşaledir. Niyazi Balcı, o meşalenin yanan fitilidir."