"ÖMÜRLER KISADIR, AMA UĞRUNA ADANILAN DAVA, SAHİBİNİ EBEDİYETE TAŞIR."
KÖKÜNDEN FİDAN VEREN YÜREK
O, Anadolu’nun çetin yurdundan, Gümüşhane’nin Köse ilçesinden filizlenmişti. Bünyamin Aygün, sadece bir fert değil, bir duruşun, bir inancın ve sarsılmaz bir Türk Milliyetçiliğinin vücut bulmuş haliydi. Omuzlarında sadece bir ismin değil, büyük bir Mefkûrenin yükünü taşıyan, adanmış bir ülkücüydü. Kökleri dağların doruklarında, bakışları ise milletinin aydınlık geleceğindeydi.
İRFAN VE İDEALİN SAVAŞÇISI
Hayatının baharında, otuz dört yaşındaydı. Fidanları henüz yeşermeye başlamış (evli ve iki çocuğu vardı), yuvasının sıcaklığını vatan sevgisiyle harmanlayan bir aile reisiydi. Mesleği, çağdaşlaşma yolunda atılan en sağlam adımları temsil ediyordu: Mühendisti. Ancak Bünyamin Aygün’ün inşa etme azmi sadece betonarme yapılara değil, aynı zamanda genç zihinlere ve ülkücü hareketin geleceğine de odaklanmıştı. O, sadece elindeki cetvel ve pusulayla değil, aynı zamanda sarsılmaz idealleriyle de yol gösteren bir liderdi. İstanbul Ülkücü Teknik Elemanlar Derneği’nin eski 2. Başkanı olarak, bilimi ve inancı tek bir potada eriten, tehlikeye aldırmadan hakikatin sesi olan öncülerden biriydi. O, vazifesini, çağın fırtınalarına karşı dimdik durarak yerine getirdi.
BEŞİKTAŞ’TA SON ADIM
Takvimler, çocuk seslerinin gökyüzüne karıştığı kutlu bir günü, Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı, 23 Nisan 1979’u gösteriyordu. Ancak o bayram akşamı, karanlık ideolojilerin zehirlediği nefret, İstanbul sokaklarında kol gezmekteydi.
Saatler 19.20’yi gösterdiğinde, İstanbul’un kalabalığı içinde, Beşiktaş’ın Ortabahçe semtinde her şey durdu. Kahraman Bünyamin Aygün, davasının yüksek perdeden bir savunucusu olmanın bedelini ödemek üzereydi. O an, bir mühendis, bir eş, bir baba değil; tarihin önünde fedakarlığa yürüyen bir Alperendi.
ATEŞ ÇEMBERİNE YÜRÜYÜŞ VE EBEDİ VEDA
Akşamın alacakaranlığında, yirmi yaşlarındaki komünist bir militanın namlusundan çıkan kurşunlar, sadece bir vücuda değil, bir milletin umutlarına ve vicdanına sıkıldı. Olay anının tüm detayları, o karanlık gecenin sisleri arasında kalsa da, Bünyamin Aygün’ün o saldırı karşısındaki duruşu, geri adım atmayışı, cesaretinin en büyük kanıtıydı. O, şiddetin karşısına sadece imanıyla ve iradesiyle dikildi. Vücuduna isabet eden mermiler, onun fiziki varlığına son verse de, adanmışlığının ve ülkücülük yeminine olan sadakatinin ebedi mührünü vurdu. Bünyamin Aygün, vatanın bekası uğruna şehadet şerbetini içerek, 23 Nisan’ı sadece bir bayram günü değil, aynı zamanda destansı bir fedakarlık günü olarak tarihe yazdı.
Cenazesi, doğduğu ve sevdiği topraklara, Gümüşhane’nin Köse ilçesine büyük bir vefa borcuyla emanet edildi. Otuz dört yıllık hayatına sığdırdığı meslek aşkı, liderlik duruşu ve sarsılmaz milliyetçilik yemini, arkasında bıraktığı iki evladına ve tüm camiasına bir miras olarak kaldı.
"ONLAR SADECE ŞEHİT OLMADILAR; ONLAR, BU VATANIN VİCDANINA EKİLEN VE ASLA KURUMAYACAK TOHUMLAR OLDULAR."