"Bazı hayatlar kısadır, ancak geride bıraktığı gölge, tüm bir milleti aydınlatır."
ATEŞE DÜŞEN YİĞİT’İN KİMLİĞİ
O, yalnızca 24 bahar görmüş bir genç fidan, mukaddes bir yeminle bağlanmış bir eş ve kadim Anadolu’nun çelikten iradesiydi. Memleketi, soğuk ve vakur Isparta’nın Şarkikaraağaç ilçesindeki Çeltek Köyü idi; ama kader onu, görev çağrısıyla Gaziantep’in sıcak ve çatışmalı sokaklarına sürüklemişti. Hasan Hüseyin Oral, Gaziantep Emniyet Müdürlüğü’nün üniformasını taşıyan, devlete ve millete adanmış bir polis memuruydu.
ADANMIŞLIĞIN NİŞANI VE CESARET SİPERİ
Korkunun gölgesinin şehri sardığı o çalkantılı günlerde, Gaziantep Eğitim Enstitüsü, kaosun ve bölünmenin merkezine dönüşmüştü. O an, bir memurdan öte, bir millete siper olan kahramanın doğduğu andı.
Hasan Hüseyin Oral, sadece düzeni sağlamakla yetinmedi; inandığı değerleri savunmak için canını ortaya koydu. Olaylar sırasında, ülkücü grubu korumak için ileri atıldı, karanlığa karşı bir meşale gibi parladı ve sol gruba karşı verdiği kararlı mukavemetle adını, hainlerin hedef tahtasına yazdırdı. Bu hareket, basit bir görev tanımı değildi; bu, bir duruş beyanı, vatanın birliği için ödenmeye hazır olunan bedelin ilanıydı. O gün, yürüyeceği tehlikeli yolu kendi elleriyle çizdi.
22 NİSAN 1980: KADERİN ŞAFAĞI
Bölücülerin intikam ateşi, kahramanlığı sindirememişti. 22 Nisan 1980 sabahı, şafak henüz tam aydınlanmamışken, saatler 07.30’u gösteriyordu. O, Çıksorut mahallesinde, sıradan bir günün başlangıcını simgeleyen Şoförler Kahvesi’nde, belki de son yudumunu alıyordu.
Ancak, Hasan Hüseyin Oral’ın cesareti, gölgelerde gizlenen düşmanların uykusunu kaçırmıştı. Korkakça ve sinsice bir pusuyla, iki bölücü militan, emniyetin bu sarsılmaz kalkanını susturmak üzere kahveye sızdı. Kahraman, görev anında olmasa da, kahramanlık yaptığı için hedef seçilmişti. Masum bir an, bir anda en şiddetli muharebe meydanına dönüştü.
EMANET VE SONSUZ DEVRİYEMİZ
Çayını içerken, vatanın birliği uğruna verdiği mücadelenin bedeli olarak vuruldu. 24 yaşındaki o genç yiğit, Gaziantep topraklarına devrilirken, ardında sadece bir dul bırakmadı; tüm gençliğine rağmen yüklendiği ağır sorumluluğun destanını miras bıraktı. O günkü şehadeti, sadece bir cinayet değil, bir kahramanlık eyleminin kaçınılmaz sonucuydu.
Cenazesi, uğruna şehit olduğu toprakların vefanın en güzel nişanesiyle karşılanarak, doğduğu topraklara, Isparta’nın mukaddes kollarına emanet edildi. Hasan Hüseyin Oral artık sadece bir anı değil, görevini canıyla ödeyen, yeminli bir vatan evladı olarak hafızalara kazınan, unutulmaz bir destandır.
"O artık sadece bir isim değil; namus bildiği toprakları kanıyla mühürlemiş, 24 yıllık bir destanın ebedi yankısıdır."