"Vatanın göklerinde fırtına eserken, bazı ruhlar ateşe yürümeyi seçer. Onların son adımı, bir milletin cesaret manifestosudur."
BİRECİK’İN ASİL YÖNETİCİSİ
O, sadece bir isim değildi; 1980 yılının karanlık ve çetin günlerinde Şanlıurfa’nın Birecik ilçesinde davasının sarsılmaz kalesiydi. Henüz otuz iki bahar görmüş, evli ve yuvayı şereflendiren bir çocuğun babasıydı. Ailesinin sıcaklığını gönlünde taşırken, Ülkücü hareketin Birecik İlçe Teşkilatı yönetiminde en ön saflarda duruyordu. Mehmet Salih Düzyol, hayatının baharında, sorumluluğu ve inancı sebebiyle tehlikenin tam ortasında bir liderdi. Birecik onun vatanı, ülküleri ise onun kaderiydi.
ADANMIŞLIĞIN ATEŞ ÇEMBERİ
O'nun mesleği ve doğduğu yer gibi dünyevi detaylar, yürüdüğü kutlu yolda önemini yitirmişti. Çünkü o, bütün benliğini davasına adamış, sıradan hayatın konforunu elinin tersiyle itmişti. 1980’li yılların baskı ve zulüm ortamında, MHP teşkilatının yönetiminde olmak, her gün bir destan yazmak, her an ölüme gülümsemek demekti. Mehmet Salih Düzyol, bu çemberin merkezinde, ayrılıkçı ve bölücü rüzgârlara karşı duran bir çınar gibi dimdik duruyordu.
HASRET GİDEREN YÜREKLERİN HUZURU
22 Nisan 1980 Salı günü, Birecik’in kaderinin yazıldığı o an geldi. Mehmet Salih ve ülküdaşları, Hacı Çılgın’ın evinin bahçesinde, sıcak bir sohbetin ve derin bir hasret gidermenin ortasındaydı. Onlar, yarının Türkiye’sini inşa etme hayaliyle bir araya gelmiş, kardeşliklerini pekiştiriyorlardı. Huzurun ve güvenin en hassas olduğu bu anda, hain pusu kuruldu.
KARARLILIĞIN SON NEFESİ: O KARANLIK GÜN
Devrimci solcu ve bölücü komünistlerin namlularından çıkan kurşunlar, sohbetin sıcaklığını dondurdu. Onlar, sadece bireyleri değil, birliğin ve beraberliğin sembolü olan bu muhabbeti hedef almışlardı. Açılan o kahpe ateş karşısında geri çekilmek, davanın ruhuna ihanet olurdu. Detaylar bilinmez, son sözler duyulmaz, son anın kahramanlığı kayda geçmez; ancak Mehmet Salih Düzyol’un o anda Müslim ve Ejder ile birlikte, inancının sarsılmazlığıyla düşmana karşı durduğu kesindir. O anda, üç yiğit yürek, tek bir idealin ateşiyle mühürlenerek şehadet mertebesine yükseldi. Müslim, Ejder ve Mehmet Salih Düzyol, fedakârlığın en yüce örneğini sergileyerek tarihe geçti.
KUTLU TOPRAĞA VERİLEN EMANET
Şanlıurfa’nın Birecik ilçesi, o gün üç evladının kanıyla sulandı. Mehmet Salih Düzyol, daha otuz iki yaşında, evladına doyamadan, davasının uğruna ebediyete intikal etti. Cenazesi, canı pahasına koruduğu, her köşesini sevdiği Birecik topraklarına, bir tohum gibi ekildi. Onun hikâyesi, kuru bir ölüm kaydı değil; baskı karşısında eğilmeyen, sevdikleri uğruna göğsünü siper eden bir yiğitlik destanıdır.
"Şehidin düştüğü o toprak, artık sadece mezarlık değil, bir anıt, bir yemin yeridir. Mehmet Salih Düzyol’un inancı, Birecik’in her taşında yankılanmaya devam edecektir."