"Bazı hayatlar, taşınan idealin ağırlığıyla ölçülür; yıllarla değil, gönülde yanan ateşin derecesiyle..."
YÜREĞİ BİRECİK’TEN GÖKLERE UZANAN SES
ŞANLIURFA – BİRECİK İLÇESİ’NİN bereketli topraklarında doğdu Müslim Bingöl. Henüz hayatının baharında, 28 yaşındaydı. Ancak bu kısacık ömrü, bir çağın bütün fırtınalarına kafa tutmuş, adanmış bir davanın bayraktarlığını yapmaya yetecekti. O, sıradan bir öğrenci değildi; o, ülkücülükle ortaokul sıralarında tanışan, ruhuna yayılan bu aşkı son nefesine kadar taşıyacak bir destanın ilk mısralarını yazıyordu.
ADANMIŞLIĞIN YÜKÜ VE ÇİLESİ
Müslim, liseden mezun olduğunda, sadece diplomasını değil, aynı zamanda Birecik Ülkü Ocakları Başkanlığı gibi ağır bir emaneti de sırtlanmıştı. Ardından, Gaziantep Eğitim Enstitüsü’ne kayıt hakkı kazanarak yeniden öğrenim hayatına atıldı. İşte o an, genç bir ülküdaşın en zorlu imtihanı başladı.
O, ne öğrencilikten ne de kutsal bildiği görevinden vazgeçebilirdi.
Gaziantep’ten Birecik’e doğru sürekli bir koşuşturmaca, bir fedakârlık döngüsüne girmişti. Şehirler arası mekik dokuyor, her kilometre taşında inancının yorgunluğa galebe çalmasına izin veriyordu. Bu çaba, sadece bir yolculuk değil, vatanın üzerindeki karanlık bulutları dağıtmak için atılan her adımda kendini ispatlama gayretiydi. O, vazifeyi hayatın merkezine koymuş, yorgunluğunu dahi davasına adamıştı.
VUSLATIN VE HUZURUN SON AKŞAMI
Takvimler 22 Nisan 1980’i gösteriyordu. Müslim, öğrenim gördüğü Gaziantep’ten ayrılmış, hasretini çektiği memleketine, ŞANLIURFA’ya gelmişti. Yorgun bir kahraman gibi, ülküdaşlarıyla bir araya gelmiş, Hacı Çılgın’ın evinin bahçesinde yarenlik ediyorlardı. O anlar, çileli yolculukların ardından gelen kardeşlik ve huzur dolu bir soluklanmaydı.
Müslim, o anki masumiyetin ve geleceğin sıcaklığını kollarında tutuyordu. Kucağında, arkadaşının henüz küçücük oğlu olan Ejder Çılgın vardı. Birlikte sohbet ediyor, hasret gideriyorlardı. Bu, sıradan bir buluşma değil; zorlu günlerde omuz omuza yürüyenlerin, birbirlerine güç verdiği son yuvaydı.
SİPER OLDUĞU SON AN
Ancak o barış dolu bahçe, alçaklığın hedefi haline geldi.
Ülkenin birliğini hedef alan devrimci solcu- bölücü komünistler, kardeşliğin ve huzurun üzerine kurşun yağdırmaya başladılar. Müslim Bingöl, ölümün ateş çemberiyle karşı karşıya kaldığında dahi, elindeki emaneti bırakmadı.
O, 28 yıllık ömrünün en kritik anında, bir ülkü devi olarak duruş sergiledi. Kucağındaki minik Ejder’i korumak için, canını siper etti. Mermiler; gençliğe adanmış bir ülkücünün kararlılığını ve bir yavrunun masumiyetini aynı anda hedef aldı. Olay yerinde açılan hain ateş sonucu, Müslim ve Ejder, yan yana, kucak kucağa şehadet mertebesine ulaştılar.
ŞEHADET VE EBEDİYET
22 NİSAN 1980 günü, Şanlıurfa’nın toprakları, koca yürekli bir kahramanın son nefesine tanıklık etti. Müslim Bingöl, omuzlarında taşıdığı emanetin hakkını son damlasına kadar vermiş, sadece bir ülküdaşını değil, masum bir çocuğu da koruma gayretindeyken şehit düşmüştü.
Onun fedakârlığı, öğrencilik hayatını bir kenara bırakıp çileli yolu seçişinin, Birecik’ten Gaziantep’e uzanan her yorgun adımının en büyük ispatı oldu. O, genç yaşında bir önder, ömrünün sonunda ise bir koruyucu kahramandı.
"Müslim Bingöl’ün adı, sadece taşınan bir ülkü sancağı değil; kucağında geleceği tutarken, ölüme meydan okuyan bir yiğitliğin ebedi yeminidir."