"Bazı insanlar sadece yaşamaz; onlar, adlarını milletin hafızasına, fedakârlıklarının en ağır bedeliyle yazarlar."
AYTEKİN GÜNEL: BEYPAZARI’NIN SANCILI YÜREĞİ
Ankara’nın kadim toprağı Beypazarı’nda başlayan bir hayattı onunki. Ancak o hayat, sıradan bir varoluşun sınırlarını çoktan aşmış, çetin bir davanın ateş çemberine gönüllü olarak yürümüştü. Aytekin Günel, sadece bir isim değil; 1980 yılının karanlık ve fırtınalı günlerinde, Türk Milliyetçiliği idealinin yılmaz neferlerinden biriydi. Doğduğu şehir olan Ankara, aynı zamanda onun sarsılmaz inancının da sahnesiydi.
ANKARA’DA ADANMIŞLIĞIN MESLEĞİ
O, Keçiören’in Şehit Kubilay Mahallesi'nde, şehitlerin adıyla kutsanmış bir çevrede ailesiyle birlikte yaşıyordu. Birçok kişiye göre hayatının bir mesleği vardı, ancak Aytekin Günel için asıl meslek, Ülkücü olmak, vatana adanmışlık ruhunu her an taşımaktı. Ham metinler onun hayat defterindeki bu meslek kısmını boş bıraksa da, o boşluk; kararlılığın, geri dönülmez yeminin ve her türlü tehdide karşı duruşun mührü olarak kaldı. Onun mesleği, imandan ve inançtan yoğrulmuş bir duruştu.
O KARANLIK NİSAN AKŞAMI: TUZAK
Tarih 22 Nisan 1980’i gösterdiğinde, Ankara’nın üzerine çöken siyasi gerilim, Aytekin Günel’in kapısında somut bir tehdide dönüştü. O akşam saatler 20.30’u vurduğunda, karanlığın pususu çoktan kurulmuştu. Dört komünist militan, nefretlerini ve silahlarını kuşanmış, bir ülkü devi olan Aytekin Günel’i hedef almıştı. Ailesinin oturduğu evinin etrafı, alçakça bir kuşatma ile çevrildi.
ZORUNLU YÜRÜYÜŞ VE SON ADIM
Korku ve tehdit, Aytekin Günel’in kararlılığını asla bükemedi. Silah zoruyla evinden alındı, ancak bu alınış bir teslimiyet değil, inandığı değerler uğruna atılan son destansı yürüyüşün başlangıcıydı. Yüce dağların oğlu, bir kilometre boyunca zorla yürütüldü. Bu, evinden uzakta, geri dönüşü olmayan bir yolculuktu.
Bu zorlu kilometre, Aytekin Günel’in kahramanlığının en büyük şahidi oldu. Çelikbey Çiftliği yakınlarında, dört düşmanın karşısında, o tek başına durdu. Silahlar patladığında, kurşunlar sadece bir bedeni değil, o dönemde yeşeren bir umudu da hedef aldı. Aytekin Günel, inançlarının bedelini, en ağır şekilde, düşmanın karanlığına karşı direnişle ödedi.
BİR BATAKLIĞA ATILAN DESTAN
Aytekin Günel, kurşunlanarak şehit edildi. Ancak canilerin vahşeti bununla bitmedi; onun kutlu naaşını, inançlarını susturmak istercesine, bir bataklığa attılar. O an, Aytekin Günel’in fiziksel varlığı toprağa karışmaya başlasa da, onun ruhu ve bıraktığı adanmışlık mirası, bataklığın çamurunu aşarak göklere yükseldi.
Vatanın en zorlu günlerinde, davası için canını veren bu yiğit ülkücünün aziz cenazesi, Ankara'nın Karşıyaka Mezarlığı'na, ebedi istirahatgâhına tevdi edildi. 22 Nisan 1980 günü yaşanan bu olay, Aytekin Günel’i sadece bir şehit değil, karanlığa karşı ışık tutan sönmez bir meşale haline getirdi.
"O gün, düşmanlar onu susturmak için bir bataklığa attı. Oysa onlar bilmiyordu ki; bataklık, bir kahramanın son yürüdüğü yer değil, adının destanlaştığı kutsal bir makamdı."