"Bazı hayatlar bir ömürden uzun sürer; onlar, gençliğin ateşini bir davanın uğruna feda etmiş yiğitlerdir."
KİMLİĞİ VE ATEŞTEN MİRAS
Iğdır’ın kadim topraklarında doğmuştu Ülkücü Şehit Ali Aras. Henüz hayatının baharında, Akşam Lisesi ikinci sınıf öğrencisiydi. O, sadece çiftçi bir ailenin evladı değil, aynı zamanda ulusal bir davanın mirasçısıydı.
Kaderi, babasının kahramanlık yolunda attığı adımlarla çizilmişti. Zira babası, o dönemde Iğdır’ın CMKP, daha sonra da MHP İlçe teşkilatlarının kurucuları arasında yer almış, siyasi bir duruşun temelini atmıştı. Ali Aras, Kars Caddesi’nde ikamet ediyordu; ancak onun gerçek adresi, daima milletine olan adanmışlığıydı. O, gençliğine sığmayacak kadar büyük bir sorumluluğu omuzlarında taşıyordu.
GENÇ BİR RUHUN ADANMIŞLIĞI
Ali Aras’ın mücadelesi yeni değildi. O, tehlikenin gölgesinde yaşadığının bilincindeydi. Daha önce de düşmanca saldırılara maruz kalmış, ancak bu tehditler onun teşkilatın kapısından dönmesine asla neden olmamıştı. Her saldırı, onun davasına olan bağlılığını pekiştiren, çelikleştiren bir sınavdı. O, tehditlere boyun eğmeyen, sarsılmaz bir imanın simgesiydi.
22 NİSAN 1978: SON YÜRÜYÜŞ
Takvimler 22 Nisan 1978’i gösterdiğinde, Iğdır’ın semalarında hüzünlü bir akşam çöküyordu. Ali Aras, her gün yaptığı gibi, kutsal bir vazifeyle bağlı olduğu teşkilat binasından ayrıldı. Günün yorgunluğunu atmak ve ailesiyle bir araya gelmek üzere evine, yemeğinin yanına doğru yola çıkmıştı. Bu, sıradan bir öğrencinin attığı basit bir adım gibi görünse de, o an, bir kahramanın son ve en tehlikeli yolculuğuydu.
DURAN OSMAN’IN ÖNÜNDEKİ PUSU
Ali Aras, Duran Osman adı ile bilinen kahvehanenin önüne ulaştığında, karanlık bir tuzak onu bekliyordu. Karşısında, nefretle bilenmiş on yedi devrimci solcu-komünist, tek ve yalnız bir genci pusuya düşürmüştü. Bu, bir mücadele değil, bir imha girişimiydi; on yedi kişinin, inancından taviz vermeyen bir ruha karşı alçakça birleşmesiydi.
SOPALAR, BIÇAKLAR VE EBEDİ MÜHÜR
Saldırı, vahşetin en ilkel biçimiyle başladı: taşlarla, sopalarla ve bıçaklarla. Ali Aras, o on yedi düşmanın karşısında yalnız ve mağrur bir şekilde durdu. O, sayısal üstünlük karşısında bedeniyle bir direniş duvarı ördü. Ancak caniliğin sınırı yoktu. Taşlar ve keskin demirler yetmedi; o kahramanlık duruşunu durdurmak için son çareye başvurdular.
Ali Aras, önce darp edildi, yaralandı ve nihayet, en alçakça yöntemle, kurşunlanarak şehit edildi.
O gün, Iğdır’ın sokakları bir yiğidin kanıyla sulandı. Ali Aras, henüz ömrünün baharında, okul sıralarından ayrılarak milletinin destanına adını yazdıran ebedi bir meşale haline geldi.
“O, gençliğini yediği yemeğin değil, adanmışlığın sofrasına oturdu. Iğdır’ın toprağına düşen her damla kan, unutulmayacak bir ahitle mühürlenmiştir.”