"İlim ve irfanı, imanıyla yoğurarak; sadece kâğıt üzerinde değil, hayatın tam ortasında mühendislik yaptı. Onun mühendisliği, milli şuurun sağlam temellerini atmaktı."
AMASYA’DAN ANKARA’YA UZANAN İMAN YOLU
Toprakları Amasya’da yeşeren bu yiğit ruh, Baki Ayhan’dı. O, sıradan bir hayatı değil, milletine adanmış bir ömrü seçmişti. Yüksek Kimya Mühendisi unvanını taşıyan Baki Ayhan, elindeki bilim meşalesini sadece laboratuvarlara değil, vatanının geleceğine tutmayı görev bildi. Onun mühendisliği, sadece kimyasal bileşimleri anlamaktan ibaret değildi; o, Türk Milliyetçiliği davasının sağlam temellerini atan bir ülkü deviydi.
MİLLETE ADANMIŞLIĞIN MÜHENDİSİ VE ÜLKÜ-TEK’İN KURUCU RUHU
Ankara, onun mesleğini icra ettiği, davasını büyüttüğü yer oldu. Sahip olduğu yüksek zekâyı ve teknik bilgiyi, ülkücü hareketin hizmetine sundu. O, masa başında oturmakla yetinmedi; geleceğin lider kadrosunu yetiştirecek, milli bilinci teknik alanda zirveye taşıyacak bir vizyonla hareket etti. Bu büyük adanmışlığın somut nişanesi olarak, ÜLKÜ-TEK (Ülkücü Teknik Elamanlar Derneği) kurucuları arasında yer aldı. Bu, sadece bir dernek kuruluşu değil; milletin ilim ve irfanla yükseleceği şanlı bir manifestonun ilanıydı.
ZİRAATÇILAR BİRLİĞİNDE YAŞANAN KARANLIK BASKIN (19 NİSAN 1979)
Hayatının en kritik, en kahramanca anı, soğuk bir 19 Nisan akşamı Ankara’da yazıldı. Düşüncelere dalmış, belki de vatanın yarınlarını planlarken, Ziraatçılar Birliğinin pencere kenarında oturuyordu. Bilinmezlik içinde geçen o huzurlu anlar, bir anda cehenneme döndü. Devrimci solcu-komünist militanlar, Ziraatçılar Birliği’ne baskın düzenleyerek korkakça bir pusu kurdular. Baki Ayhan, bu alçak saldırının ilk ve en ağır hedefi oldu. Kurşunlar bedenine saplandı, ama ruhu dimdik ayakta kaldı. O, sadece bir saldırıya uğramadı; idealist bir duruşun bedelini ödediği ateş çemberine yürüdü. Yanında bulunan 9 ülküdaşı da bu şiddetin ortasında yaralandı, bu da mücadelenin ne denli ağır olduğunu gözler önüne serdi.
DİRENİŞ VE EFSANEVİ ŞEHADET (21 NİSAN 1979)
Ağır yaralıydı. Kahraman Baki Ayhan, önce SSK Dışkapı Hastanesine, ardından davası kadar uzak, İstanbul Cerrahpaşa Tıp Fakültesi hastanesine nakledildi. İki gün boyunca, tıp ilmi onu hayatta tutmaya çalıştı. Türkiye’nin dört bir yanındaki ülküdaşları onun için dualar ederken, o, bedenindeki yaralarla canla başla mücadele etti. Ancak 21 Nisan 1979 günü, o çetin direniş sona erdi. Yüksek Mühendis Baki Ayhan, inancından zerre taviz vermeden, Ankara semalarında şehadet şerbetini içti.
O, sadece bir meslek erbabı olarak anılmayacak; o, en zorlu dönemde davası için canını ortaya koyan, adını vatanın ebedi hafızasına yazdıran bir Türk Milliyetçisi olarak daima yaşayacaktır.
"Bedenler kurşunla delinebilir; fakat inançla yoğrulmuş bir mühendisin davası, tarih yazmaya devam eder. Baki Ayhan, adını, vatan aşkının ebedi kitabına kazıdı."