"Vatanın gölgesinde dik duran her can, bir bayrak direğidir. Yeryüzünün en ağır yükünü, kalbindeki ülkü uğruna hafifletendir kahraman."
KİMLİĞİ VE BİR EMEKÇİNİN YEMİNİ
O, sadece bir isim değildi; o, imanın ve emeğin Ağrı Dağı’ndan yükselen sesiydi. Adı, Ahmet Salman. Doğduğu topraklara, Ağrı’ya, aidiyet yemini etmişti. Mesleği, ellerini nasırlı, ruhunu ise çelikten yapmıştı: Kalıpçıydı, inşaatlarda çalışan bir işçi, bir emekçiydi. Ağrı Van yolu üzerinde ikamet eden bu mütevazı adam, sırtındaki iş elbisesiyle dahi, milletin geleceğine dair bir düş taşıyordu.
ADANMIŞLIĞIN KOR ATEŞİ
Ahmet Salman, hayatını sadece harç ve tuğlayla değil, çok daha yüce bir ideal olan Türk İslam Ülküsü’ne gönül vererek inşa etmişti. O, sıradan bir hayat sürmeyi reddetmiş, 1980 yılının çetin kışından baharına uzanan o karanlık dönemde, hürriyetin ve birliğin yılmaz neferi olmuştu. Bir Türk milliyetçisi, bir Ülkücü olarak, Ağrı’nın en ücra köşelerinde bile inancının sancağını dimdik taşıdı. O’nun için yaşamak, vatanın bekasına adanmış bir savaş demekti.
KARANLIĞIN KALBİNE YÜRÜYÜŞ
Tarihler 20 NİSAN 1980’i gösterdiğinde, Ağrı semalarına zehirli bir pus çökmüştü. Ahmet Salman, bu karanlığın farkındaydı. O gün, Ağrı MHP İl Başkanı Hacı Mustafa Kılıçaslan’ın yeğeni olan ülküdaşı Emin Kılıçarslan’la yan yanaydı.
Ne var ki, milletin hizmet binası olması gereken Ağrı Belediyesi İşletme Binası, hainliğin ve kalleşliğin sığınağı haline gelmişti. Kızıl bölücü komünist militanlar, binaların duvarlarını kendilerine siper edinerek, vatan sevdalılarına pusu kurmuşlardı.
Ahmet Salman ve Emin Kılıçarslan, tehlikeyi bile bile ya da tehlikenin ortasında bulundular. O an, silahlara karşı yüreklerini koyarak bir direniş destanı yazdılar. Bize ulaşan metin, o son anın dehşetini ve fedakârlığını kuru kelimelerle anlatır:
ŞEHADETİN SON NEFESİ
Kalleşlik, saklandığı yerden fışkırdı. Kızıl bölücüler, gizlendikleri yerden alçakça ateş açtılar. Bu, bir çatışmadan çok, namertçe düzenlenmiş bir katliamdı. Ahmet Salman ve kader arkadaşı Emin Kılıçarslan, hain mermilerin hedefi oldu. Onlar geri çekilmedi, sarsılmadılar; ancak vücutları, kalplerine saplanan ihanetin ağırlığına dayanamadı.
Her ikisi de, o an, o olay yerinde, Türk Milleti’nin ülküleri uğruna şehadet makamına eriştiler. Kalıpçı Ahmet Salman, elleriyle inşa ettiği bu vatanın birliği için canını feda etti. O, bir işçiydi ama şehadeti, tarihe kazınmış bir anıt oldu.
Kimi adımlar toprağa iz bırakır; kimi adımlar ise tarihin yüreğine. Bu toprağın her taşında bir kalıpçının ruhu, bir ülkücünün yemini vardır.