"Vatanın kalbine saplanan her kurşun, bir ülkücünün ruhunda sonsuzluğa yürüyen bir merdiven olur. Mustafa Çelik, o merdivenin son basamağına tereddütsüzce adım attı."
BİR YÜREĞİN ANDI: ÜLKÜCÜ ŞEHİT MUSTAFA ÇELİK
MUSTAFA ÇELİK. Bu isim, bir meslekten önce bir imanı, bir vazifeden önce sarsılmaz bir duruşu temsil ediyordu. O, sıradan bir hayat sürmeyi reddeden, ruhunu TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİN yüksek ülkülerine adamış bir neferdi. Bir ideal uğruna şehadeti göze alanların kutlu sancağında, onun adı ebediyen yazılıdır.
HİZMETE KOŞAN IŞIK: ÖĞRETMEN
Gençlik ateşi ve azmiyle yanan Mustafa Çelik, Eğitim Enstitüsü'nden mezun olduğunda elinde sadece bir diploma değil, millete karşı ödenmesi gereken yüce bir borç taşıyordu. O, cehalet karanlığına ışık tutmak üzere yola çıkmış bir ÖĞRETMEN’di. Görev yeri, Anadolu'nun zorlu ama kutsal topraklarıydı: ORDU'nun AYBASTI ilçesine bağlı Özyurt köyü.
Hayatının en büyük hayalini gerçekleştirmek, genç zihinlere vatan sevgisini aşılamak için Aybastı'ya ayak bastı. Ancak bu büyük adanmışlık, maalesef ki kısa sürecek, Aybastı onun son durağı olacaktı. O, sadece kalem tutan bir el değil, aynı zamanda ülkesinin geleceği için çelikleşmiş bir iradeydi.
KARANLIĞIN KUŞATTIĞI AYBASTI: SİPERE YÜRÜYÜŞ
O yıllar, Anadolu coğrafyasının en ağır imtihanlarından geçtiği, kızıl terörün masumiyetin üzerine gölge düşürdüğü yıllardı. Aybastı ilçesi de bu ihanet rüzgârından nasibini almıştı. Devrimci-solcu ihanet çeteleri baskılarını artırmış, memleketin huzurunu bozmak adına acımasız bir dehşet estiriyorlardı.
Mustafa Çelik, bu karanlık ortama rağmen duruşundan taviz vermedi. O, bir öğretmendi; fakat aynı zamanda zalimin karşısında duran bir Ülküdaştı. Bilgece bir ruh taşıyan her nefer gibi, hayatının her anında tehlikenin farkındaydı, ancak ideallerinin emri, korkudan çok daha büyüktü.
KAHRAMANLIĞIN ERKEN BİTEN ANDI: O KARANLIK GÜN
Öğretmenliğe başlamanın getirdiği haklı mutluluğu henüz doyasıya yaşayamamıştı. Milletine hizmet yolunda attığı ilk adımlar, hain bir pusuyla kesilecekti.
OLAY GÜNÜ, Ordu Aybastı’da, yüzlerce masum insanın gözleri önünde, alçaklığın en şiddetli hali yaşandı. İhanet çeteleri, silahsız ve sadece bilginin ışığını taşıyan bir Ülküdaşın üzerine kurşun yağdırdı. Bu eylem, sadece bir cinayet değil, tüm millete yönelik bir gözdağı, bir terör eylemiydi. Mustafa Çelik ağır yaralandı, o gün Aybastı sokakları, bir yiğidin kanıyla sulandı.
EBEDİ MÜHÜR: 20 NİSAN 1979
Ağır yaralı halde hemen hastaneye kaldırıldı. Umutlar, dualarla beraber en yüksek perdeden yansıyordu. Ancak vücudu, vatan uğruna aldığı kurşunlara daha fazla dayanamadı.
MUSTAFA ÇELİK, 20 NİSAN 1979 tarihinde, henüz gençliğinin baharında, ideallerine olan sarsılmaz bağlılığının bedelini canıyla ödeyerek şehit oldu. O, Aybastı’nın Özyurt köyünde yarım kalan derslerin, tamamlanamayan hayallerin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığına adanmış ruhların sembolü haline geldi. Bedeni toprağa karıştı ama duruşu, gelecek nesiller için daima bir ilham kaynağı olarak göklerde asılı kaldı.
"Mustafa Çelik’in şehadeti bir kayıp değil, bir ders, bir yemin ve bu topraklara kök salan ülkücü duruşun 20 NİSAN 1979’da Aybastı’da ebediyete kazınmış mührüdür."