"Bazı yiğitler toprağın kokusunu daha yeni öğrenirler, ama onurları uğruna bir çağın yükünü omuzlarlar."
KİMLİĞİ VE BİR YİĞİTİN DOĞUŞU
O, sıradanlığa sığmayacak bir adanmışlığın sembolüydü: Ülkücü Şehit Süleyman Boran. Adana’nın bereketli topraklarında, Kozan ilçesinin mütevazı Aydın Köyü’nde başladı hayat yolculuğu. Onun kaderi, doğuştan omuzlarına yüklenen ağır bir sorumluluktu; tam on kardeşin en büyüğüydü. Ailesinin dar imkânları, okuma sevdasının önünde bir engel teşkil etse de, o azmiyle bu engeli aştı ve İmam Hatip Lisesi’nde 6. sınıfa kadar devam etti. Onun hayatı, sadece ders kitaplarından ibaret değildi; o, hem ailesinin direği hem de ideallerinin yılmaz savunucusuydu.
GENÇLİĞİN OMUZLARINDAKİ HİLAL
Süleyman Boran, yaşıtları henüz geleceği düşünürken, devraldığı sorumlulukla destan yazıyordu. Okuduğu lisenin Ülkücü Teşkilat Başkanlığı makamı, ona sadece bir unvan değil, aynı zamanda zorlu bir cephe görevi yüklüyordu. O, karanlık günlerin Adana’sında, inançlarını ve milliyetçilik ülküsünü korkusuzca savunan bir liderdi. Ancak bu kararlı duruş, düşmanlarının hedefi haline gelmesine neden oldu. Cesaretinin bedeli ağır oldu; defalarca tehdit edilmiş, geri adım atması için zorlanmıştı. Fakat o, yiğitliğin makamını terk etmedi, tehditleri kararlılığının çeliğiyle savuşturdu.
O KARANLIK GÜN VE PUSU
Takvimler 19 Nisan 1979’u gösterdiğinde, Adana semalarında bir kahramanlığın son perdesi açılmak üzereydi. Gündüz yerini akşamın alacakaranlığına bırakırken, saatler 18.00’ı gösteriyordu. Süleyman, Reşatbey Mahallesi’nde, henüz hayatının baharındayken, alçakça bir tuzağın ortasına düştü. İki komünist militan, gizlendikleri yerden, onurlu duruşuna tahammül edemedikleri bu genç lidere karşı pusu kurdu.
ALNINDAN VURULAN YEMİN
O an, kalleşliğin sesi sokakları inletti. Silahlı saldırı sonucu Süleyman, doğrudan alnından vuruldu. Bir Ülkücünün alnından vurulması, onun hiçbir zaman sırtını dönmediği, davasına sonuna kadar baktığı anlamına geliyordu. O, pusuya düşse de, duruşu dimdikti. Ağır yaralı olarak hemen Adana Tıp Fakültesi Hastanesi’ne kaldırıldı.
Bütün gece süren yaşam mücadelesi, yalnızca genç bir bedenin hayata tutunma çabası değil, aynı zamanda bir davanın ateşe dayanma sınavıydı. Doktorlar canla başla çalıştı, ama kurşunun zalimliği çok derindi.
ŞEHADET VE SON NEFESİN ŞAFAĞI
20 Nisan 1979 günü, şafak henüz sökerken, Adana’nın sessiz hastane koridorlarında bir yiğidin ruhu uçtu. Süleyman Boran, genç yaşta, idealleri uğruna girdiği yolda kurtarılamayarak şehitlik mertebesine erişti. Geride bıraktığı on kardeşine, dar imkânlara rağmen gösterdiği mücadele azmi miras kaldı.
Süleyman Boran’ın aziz na’şı, doğduğu topraklara, Kozan’ın Aydın Köyü’ne getirilerek toprağa verildi. O artık, sadece on kardeşin ağabeyi değil, Türk milliyetçiliği davasının sancağını alnından vurularak taşıyan ebedi bir destandı.
"O, henüz öğrencilik rütbesindeydi; ama verdiği son nefesle, vatan toprağına silinmez bir kahramanlık dersi yazdı."