"On dokuzluk bir fidanın, inandığı değerler uğruna düşebileceği en şerefli makam, ölüme meydan okuyan bir yeminle mühürlenmiştir."
KARS'IN YİĞİT FİDANI: GENÇLİĞİN ONURUYLA YAŞAMAK
Kars'ın o kadim ve zorlu topraklarında, Karadeniz'den gelen bir ailenin yiğit evladı olarak dünyaya gözlerini açtı Hüseyin Yıldırım. Doğduğu şehir olan Kars, onun hem evi hem de mücadele alanı olacaktı. Ailesi, Kalaiçi Mahallesi'nde kök salmış, babası dürüstlüğü ve çalışkanlığı ile tanınan esnaf-tüccarlar zümresindendi. O, rahat bir hayatın kapıları önünde duran, geleceği parlak bir gençti. Liseden henüz mezun olmuş, hayatın ve ticaretin sırlarını babasının dükkânında, ağabeyiyle omuz omuza çalışarak öğreniyordu. Ancak bu, onun için sadece bir başlangıçtı.
ADANMIŞLIĞIN GENÇ NEFERİ
Hüseyin'in ruhunu besleyen asıl kaynak, amcası oğlu ve aynı zamanda Kars Ülkü Ocakları Başkanı olan Mehmet Yıldırım’ın yanında bulduğu kutlu davaydı. O zorlu yıllarda, ülkücülük, sadece bir fikir değil, ülkenin geleceği için verilen çetin bir varoluş mücadelesiydi. Henüz 19 yaşındayken, dükkânın güvenli gölgesini bırakıp, milliyetçi duruşun en ön saflarında yer almayı seçti. O, sadece bir tüccar adayı değil, davasına adanmış, vicdanı hür bir nefere dönüşmüştü. Kars sokakları, onun kararlı adımlarını ve yılmaz ruhunu taşıyordu.
VURULAN ŞAFAK: O KARANLIK CUMA
Takvimler 20 Nisan 1979 Cuma gününü gösteriyordu. Kars’ın üzerine çöken siyasi gerilim, her geçen gün daha da keskinleşiyordu. O sabah, hayatının en rutin ama en kader tayin edici yürüyüşüne çıktı. Ağabeyi ve en yakın ülküdaşı olan Mehmet Yıldırım ile birlikte, babalarına ait dükkâna doğru ilerliyorlardı. Kalaiçi’ndeki o dar köprü, ne yazık ki bir kahramanlık menzili değil, bir ihanet noktası haline gelmişti.
HAKKA YÜRÜYÜŞ VE SON NEFES
Cesaretin bedeli, pusuya yatan korkaklığın silahlarında gizliydi. İki kardeşi arkalarından, sinsice hedef aldılar. Devrimci solcu-komünist militanların açtığı hain ateş, Hüseyin Yıldırım'ın 19 yıllık temiz ömrüne bir kurşun yağmuruyla son verdi. O, düştüğü yerde, Kars’ın toprağını al kanıyla mühürlerken; yanı başında, kader ortağı ağabeyi Mehmet ise yaralandı.
Hüseyin Yıldırım, en karanlık çağda dahi davasından dönmeyen, idealleri uğruna en genç yaşta fedayı seçen bir kahraman olarak tarihe yazıldı. O köprü, artık sadece bir geçit değil, 19 yaşındaki bir ülkücünün kararlılığının ve teslimiyetten uzak duruşunun anıtı oldu. Yaşadığı kısa ömre sığdırdığı destansı mücadele, şehadet makamında ebediyete kavuştu.
"Bazı ölümler, sadece bir kayıp değil; bir milletin ruhuna yazılan ve nesiller boyu devam edecek olan kararlılık dersidir."