"Bazı ruhlar, ömürlerinin uzunluğuna değil, duruşlarının derinliğine göre ölçülür. İbrahim Ulus, kısa bir ömrü sonsuz bir adanmışlığa sığdırmıştır."
KİMLİK: ÇELİKTEPE’NİN İDEALİST OĞLU
Zonguldak topraklarında doğan, gençliğin en dinamik çağında, henüz 25 baharını görmüş bir yiğitti o: İBRAHİM ULUS. O, sadece bir birey değil, idealler uğruna en büyük bedeli ödemeye hazır, sarsılmaz bir Türk Milliyetçisi Ülkücüydü. İstanbul’un Çeliktepe semtinde ikamet ediyor, inandığı değerler uğruna sessiz ve vakur bir mücadele veriyordu.
HAYAT VE ONURLU RIZIK
Hayatı, adım adım inşa ettiği bir onur kalesiydi. Lise eğitimini tamamladıktan sonra vatan borcunu ödemek için askere gitmiş, döndüğünde ise kimseye yük olmadan, kendi elleriyle rızkını kazanmaya başlamıştı. Açtığı Nalburiye dükkanı, onun dürüstlüğünün ve çalışkanlığının simgesiydi. O, basit bir esnafın azmiyle, büyük bir davanın ateşiyle yanan bir ruhtu. Onun mevcudiyeti, karanlık emeller besleyenler için bile bir tehditti; zira o, sadece yaşamakla kalmıyor, inançlarını her nefesinde dimdik taşıyordu.
20 NİSAN 1979: KADERİN ISLAK GÜNÜ
Takvimler 20 Nisan 1979’u gösteriyordu. O gece gökler bile yeryüzündeki kötülüğe ağlamış gibiydi, yağmur dinmiş, ardında ıslak ve tehlikeli bir sabah bırakmıştı. İbrahim Ulus, o sabah diğer günlerden biraz daha geç çıktı evinden; belki de kaderin onu çağıran son adımıydı bu gecikme. Bilmiyordu ki, yürüdüğü her metre, onu değil, onu durdurmak isteyenleri tarihin utanç sayfalarına taşıyacaktı.
SON 200 METRE: KAHRAMANLIĞIN PUSUSU
Evinden sadece 200 metre uzaklaşmıştı. Gözü dönmüş, devrimci solcu-komünist ideallerin kör ettiği üç militan, korkakça bir pusu kurmuştu yoluna. Onlar, İbrahim Ulus’un duruşundaki imanı, cesareti ve memleket aşkını sindiremeyenlerdi. Tek başına yürüyen bir esnafta gördükleri bu büyük tehlike, onları alçakça bir saldırıya itti.
Hiçbir savaş çığlığı, hiçbir uyarı yapılmadı. Kurşun yağmuru başladı. Dava arkadaşları ve idealleri uğruna yürüdüğü o ıslak yolda, üzerine yağan mermiler sadece bedenine değil, bir milletin umutlarına da sıkılıyordu. O, geri adım atmadı, teslim olmadı. Attığı her adım, Türk Milliyetçiliği davasına atılmış, mühürlenmiş bir yemin gibiydi.
ŞEHADET VE BİTMEYEN MİRAS
Omuzlarına aldığı yaralar ağırdı. Fakat bedeninin yere düşüşü, ruhunun göğe yükselişi oldu. İbrahim Ulus, 20 Nisan 1979 günü, İstanbul’da, hain bir pusu sonucu şehitler kervanına katıldı.
Yirmibeş yaşının baharında, nalburiye dükkanının yolunda, sadece bir işe değil; ebediyete yürümüştü. O, karanlık güçlerin karşısında tek başına duran ve yalnızca inandığı değerler yüzünden hedef seçilen, efsanevi bir direnişin adıdır.
"O kurşunlar bedeni vurdu ama ruhu, millete adanmış bir bayrak gibi göğe yükseldi; İbrahim Ulus, 20 Nisan 1979’dan beri bu topraklarda kahramanlığın sönmeyen ateşidir."