"Bir yiğidin ömrü kısa da olsa, onun adanmışlığı bir millete sonsuz bir yemin olur."
ATEŞTEN DOĞAN ADANMIŞLIK
O, bu topraklara ait olmanın ağırlığını ve onurunu 19 yaşında omuzlamıştı. Kayseri’nin kadim duruşlu Pınarbaşı ilçesi, Solaklar Köyü’nde doğmuştu; vatan sevgisini dağların yiğitliğinden miras almıştı. Ali Çiftçi. Hayatının mesleği bir kâğıda sığdırılamayacak kadar yüceydi; çünkü o, gençliğini ve varlığını Türk Milliyetçiliği davasına adamış, Ülkücü hareketin henüz bir fidan iken bile kök salmış bir neferiydi.
PINARBAŞI’NIN YILDIRILAMAYAN NEFERİ
Genç yaşına rağmen, Pınarbaşı’nda yürütülen mukaddes mücadelenin baş neferleri arasında yer alıyordu. Ali’nin duruşu, kuru bir ideolojik bağlılıktan öte, sarsılmaz bir inancın abideleşmiş hâliydi. Etrafını saran karanlık baskılar, tehditler ve zorbalık rüzgârları bu 19 yaşındaki delikanlıyı asla yıldıramadı. O’nun kararlılığı ve yiğitçe sergilediği başı dik duruş, vatanın birliğini parçalamaya yemin etmiş kızıl zihniyetin öfkesini ve çaresizliğini çileden çıkarıyordu. Ali, Pınarbaşı’nda zulmün karşısına dikilen bir simgeydi.
İHANETİN GÖLGESİNDEKİ SON MÜCADELE
Takvimler 20 Nisan 1978’i gösterdiğinde, Kayseri’nin Pınarbaşı sokakları yine hainliğin kirli izleriyle lekeleniyordu. Devrimci solcu-komünist unsurlar, duvarlara bölücü ve yıkıcı yazılar yazarak milletin ortak vicdanına saldırmaktaydılar. Ali ve ülküdaşları, bu kutsal mekânların kirletilmesine seyirci kalamazdı. Onlar, sessizliğin ihanet olduğu bilinciyle, kararlılıkla yazı yazanlara engel olmaya çalıştılar. Bu, sadece bir kavga değil, namusu savunma eylemiydi.
Ancak o karanlık günde, adalet postalları ihanetin gölgesinde yürüdü. Olay yerine, düzeni sağlaması gerekenler değil, ideolojik bağnazlığın zehrini taşıyan POL-DER’li polisler geldi. Bu polisler, ülkesini savunan gençlerden hesap sorarcasına kimliklerini talep ettiler. Ülküdaşlarımız, kanunlara olan saygılarıyla kimliklerini gösterdi.
ONURUN SON SÖZÜ VE ŞEHADET ANITI
İşte o an, vicdanın en keskin test edildiği an oldu. Gözü dönmüş, karanlığa hizmet eden komiser, hiçbir haklı gerekçe olmaksızın, hınçla Ali’ye vurdu. Ali Çiftçi, yediği darbeye karşılık geri çekilmek yerine, tüm cesaretini tek bir cümleye sığdırdı. Bu cümle, sadece bir itiraz değil, tarihe düşülmüş bir adaletsizlik feryadıydı:
“Komünistler duvarlara yazı yazıyorlar, onları görmüyor musunuz?”
Bu, yalnızca 19 yaşındaki bir gencin değil, toprağına sahip çıkan bir milletin haykırışıydı. Bu sorgulayıcı, kahramanca duruş, ihanetle gözü perdelenen komiserin tüm karanlığını ortaya çıkardı. Gözü dönmüş komiser, o anda devlete ve millete olan bağlılığını yitirmiş bir hainin öfkesiyle silahını çekti ve Ali’yi başından vurdu.
İdeali uğruna mücadele eden bir nefer, vatanın bağrında ve adaleti temsil etmesi gereken bir el tarafından şehit edildi. Ali Çiftçi, Pınarbaşı sokaklarında adanmışlığın sarsılmaz bir anıtı olarak düştü toprağa. O’nun aziz naaşı, doğduğu topraklarda, Solaklar Köyü’nde, sonsuzluğa uzanan davasının şahitliğinde, defnedildi.
"O, 19 yaşında bir fidandı; toprağa düştüğünde ise bir davanın sonsuzluğa uzanan kökleri oldu."