"Bazı ruhlar vardır ki, vatan sevgisini en kutsal ibadet sayar; onların yürüyüşü sadece bir hayat hikayesi değil, milletin destanına düşülen bir yemindir."
KİMLİĞİN YEMİNİ VE KARARLILIĞIN SİMGESİ
O, sadece bir esnaf değildi; o, fırtınalı bir çağda inancının ve idealinin zırhını kuşanmış bir Türk Milliyetçisi, bir Ülkücü Şehit idi. Adı Mahmut Can, duruşu ise Ordu’nun mertliğinin ta kendisiydi. Tarih 20 Nisan 1979’u gösterdiğinde, Fatsa’nın sokaklarında esen rüzgar, onun adanmışlığının bedelini ödeyeceği o zorlu güne tanıklık ediyordu. O, kendi doğduğu toprakları, Fatsa’yı vatanın bir kalesi olarak görenlerdendi.
KARADENİZ'İN OĞLU, ALIN TERİNİN KAHRAMANI
Mahmut Can’ın hayatı, Karadeniz’in hırçın suları gibi dürüst ve berraktı. Ordu-Fatsa’da dünyaya gelmiş, ekmeğini denizden, alın teriyle çıkaran bir esnaf, bir balıkçı idi. O, sadece bir meslek icra etmiyor; temiz kazancıyla, helal lokmasıyla bir duruş sergiliyordu. Günlük emeği, inandığı değerlerden asla taviz vermeyen karakterinin yansımasıydı. Mahmut Can, rızkının peşinden koşarken dahi, taşıdığı bayrak idealini bir an olsun unutmadı.
CUMA MÜHRÜ VE SON VAZİFE
O gün, her kutsal günde olduğu gibi, ruhunu arındırmak ve inancını tazelemek için Fatsa Orta Cami’nin kapısını çaldı. Cuma namazının huzuru ve bereketi üzerine çökmüş, kalbi manevi bir sükûnete ermişti. Vazifesini tamamlamış, şimdi omuzlarında taşıdığı diğer göreve, rızkını temin etmeye yöneliyordu. Balıkhane’deki işyerine doğru attığı her adım, onun hem imana hem de emeğe olan sadakatinin bir ifadesiydi.
EYVANLARDA SAKLANAN ZULÜM
Ne var ki, o karanlık dönemde, imanla atılan adımlar dahi pusularla çevriliydi. Mahmut Can, Balıkhane’ye doğru ilerlerken, Eyvanlar (Çardaklar) civarında, zalimliğin gölgesi onu bekliyordu. Bu, mertçe bir çarpışma değildi; bu, imana ve duruşa karşı kurulmuş alçakça bir pusu idi. DEV-YOL militanları, bir kahramanı, en savunmasız anında, sırtından vuran karanlık bir gölge gibi ortaya çıktı.
ALTI VURGULU ŞEHADET ANITI
Geriye dönüp bakma fırsatı bile bulamadan, haksızlığın ateşi onu buldu. O an, bir ülkü devi, sadece vatanını sevdiği için hedef alındı. Düşmanın kalleşliği büyüktü; Mahmut Can’ın sarsılmaz kalbine tam altı kurşun saplandı. Kalp ki, tüm inancın, tüm sevdanın merkeziydi. O altı kurşun, Mahmut Can’ın hayat defterini kapattığı gibi, onun adını Fatsa’nın yiğitlik tarihine altın harflerle yazdırdı. Olay yerinde, yürüdüğü yolda, Balıkhane’ye giden o mukaddes güzergâhta, toprağa düşen son nefesi, bir şehadetin mühürlenmesiydi.
O, inandığı değerler uğruna, bir Cuma sonrası, huzurla işine giderken, haksızlığa karşı dimdik duruşunun bedelini ödedi ve adını 20 Nisan 1979’da sonsuzluğa kazıdı.
"Bazı hayatlar, bittiği yerde başlar; çünkü şehitlerin kanıyla sulanan o toprak, fedakârlık destanının en görkemli sahnesidir ve bıraktığı iz, asla silinmez."