"Mevsimler değişir, yaşlar ilerler, ama imana ve vatana adanmış bir yürek, son nefesine kadar evinin eşiğinde bile bir kale gibi dimdik durur."
GAZİANTEP’İN YÜREĞİNDE BİR İDEALİSTİN DOĞUŞU
Kahramanlık, sadece savaş meydanlarında gösterilen bir meziyet değildir; bazen evinin duvarlarını, ailesinin huzurunu ve inandığı değerleri savunmak için atılan sessiz bir adımdır. Gaziantep’in sarsılmaz topraklarında doğan Hüsnü Kozan, hayatını bu sessiz ve soylu duruşa adamıştı. O, sadece bir birey değil, yediği ekmeğe sadakati rehber edinmiş bir Türk Milliyetçisi Ülkücü’ydü. Kimliği, yaşadığı topraklara olan derin ve sarsılmaz bağlılığının bir beyanıydı.
61 YILLIK ONURLU VEDA
Hüsnü Kozan, ömrünün altmış birinci baharını görüyordu. Ömrünün önemli bir bölümünü devletine hizmet ederek geçirmiş, Maliye gibi kritik bir alanda onurlu bir görevden emekli olmuştu. 61 yılı devirmiş bir çınar gibi, kökleri sağlam ve dalları gölgeliydi. O, sadece bir devlet memuru olarak değil, aynı zamanda üç evladına yuva kurmuş, eşiyle birlikte bir ömrü bölüşmüş bir babaydı. Evlatlarından birinin dahi, Atatürk Lisesi’nde Müdür Yardımcısı olarak eğitim ve devlet hizmeti kervanını sürdürmesi, onun hayat felsefesinin ve vatanperver mirasının ne denli sağlam olduğunu gösteriyordu. O’nun hayatı, davasına adanmışlığın, yaşla bitmeyecek bir yemin olduğunu kanıtlar nitelikteydi.
KARANLIĞIN EN HAİN SAATİ
19 NİSAN 1977, Gaziantep semalarında derin bir sessizliğin hüküm sürdüğü bir geceydi. Bir insanın en masum, en savunmasız olduğu saatlerdi. Takvimler gece 02.00’ı gösterirken, hainlik kapıyı değil, doğrudan yuvanın duvarlarını hedef aldı. Hüsnü Kozan, belki o an uyuyordu, belki geleceğe dair hayaller kuruyordu; ancak o an, inancından taviz vermeyenlere karşı hazırlanan karanlık bir plan, evine atılan bir bombayla infaz edilmek istendi. Bu saldırı, sadece bir haneye değil, bir milletin vicdanına ve huzuruna yönelikti.
SON NEFESİN DESTANI
Bu menfur saldırının detayları, o an yaşanan dehşeti tam olarak anlatmaya yetmez. Tek bilinen şudur: O idealist adam, evinin içine düşen şiddetin tam ortasında kaldı. Bombanın parçalayıcı tesiriyle bir anda, şahadet mertebesine yükseldi.
Hüsnü Kozan’ın şehadeti, basit bir ölüm değil, 61 yıllık bir adanmışlığın son mührüydü. Fiziksel varlığı bombaların gücü karşısında parçalansa bile, inancı ve duruşu zerre miskal dağılmadı. O, evinin eşiğini terk etmediği gibi, inandığı değerlerden de vazgeçmedi. Vatan sevgisi, ailesi ve idealleri uğruna girdiği o son karanlık çarpışmada, arkasında kalanlar için bir direniş nişanesi, bir ebediyet dersi bıraktı. Hüsnü Kozan, adını tarihe sadece bir isim olarak değil, inancının kalesi olarak yazdırdı.
"O gece Gaziantep’in üzerine düşen karanlık, 61 yıllık bir kahramanın son nefesiyle aydınlandı; çünkü bazı hayatlar, ancak fedakârlıkla ebediyete kavuşur."