"Bazı hayatlar takvimle değil, taşıdıkları davanın ateşiyle ölçülür; onlar ki son nefeslerini hürriyetin şafağına adarlar."
KİMLİĞİ VE ADANMIŞLIĞIN DOĞUŞU
Çetin Karadere… Vatan toprağının neresinde gözlerini açtığı (doğduğu yer) kayıtlarda eksik kalsa da, ruhunun hangi büyük ülküye ait olduğu net ve kesindi. O, adını kalbine kazıyan bir Türk Milliyetçisi, yüreğiyle yaşayan bir Ülkücü Şehit’ti.
Takvimler 1960’ı gösterdiğinde bu dünyaya gelmişti. Ömrü kısa olacaktı; ama bıraktığı iz, koca bir destana bedeldi. Gençliğinin en dinamik yıllarında, ülkenin zorlu fırtınalarla boğuştuğu bir çağda, ideallerini canından üstün tutmayı seçti.
DİKMEN'DE BİR MİLLİ RUH
Yaşamının merkezi Ankara'ydı. Başkentin kalbinde, Dikmen Semti'nde ailesiyle kurduğu sıcak yuvada, o sadece bir evlat değil, aynı zamanda milletinin geleceğine adanmış bir neferdi. Hangi iş kolunda (mesleği) çalıştığı bilinmese de, onun asıl mesleği, ülküye hizmet etmek, milli şuuru ayakta tutmaktı. Tehlikenin gölgesi başkent sokaklarında dolaşırken, o geri adım atmayı reddedenlerdendi.
SON YÜRÜYÜŞ VE CESARET SIRRI
O gün... Takvimlerin detayını sakladığı, ancak tarihin acıyla mühürlediği o son yürüyüşün vakti geldi çattı. Çetin Karadere, hangi amaçla yürüdüyse, o yolda kararlılıkla ilerledi. O an, bir Ülkücünün vatan aşkından başka hiçbir zırhı yoktu ve o, karanlık gücün üzerine doğru yürüyen fedakârlığın ta kendisiydi.
ATEŞ ÇEMBERİNDE BİR KAHRAMANLIK
Hainliğin pusu kurduğu nokta, geleceğin umudu olan bir mekândı: Ankara Dikmen Karapınar Talatpaşa İlkokulu'nun hemen önü. Şafağın değil, karanlığın hizmetkârları olan komünist militanlar, alçakça bir saldırı planlamışlardı.
Gözünü budaktan sakınmayan Çetin Karadere, bu hain planın ortasına düştü. Komünist militanlar tarafından vahşice bir yaylım ateşine tutuldu. Kurşunlar, sadece genç bir bedeni değil, aynı zamanda milli bir duruşu hedef almıştı.
Ağır yaralanmasına rağmen yılmadı. Oradan alınıp Trafik Hastanesi'ne yetiştirilmeye çalışıldı. Ancak bu kahramanın imanı kadar büyük olan yaraları, genç bedenine ağır geldi. Bütün müdahalelere rağmen kurtarılamadı. O gün, Ankara'nın sert kaldırımları, bir yiğidin davasına olan sadakatinin sıcak kanıyla mühürlendi. Çetin Karadere, milletinin onuru için dövüşerek Şehitlik mertebesine yükseldi.
EBEDİYETE UZANAN YOL
Fani bedeni, dualar ve gözyaşları eşliğinde Ankara Karşıyaka Mezarlığı’nda toprağa verildi.
Ancak o sadece bir mezara sığdırılamazdı. Türk Milliyetçisi Ülkücü Şehit Çetin Karadere, gençliğinin baharını bu kutsal davaya adayan, isimsiz kahramanlar silsilesinin ebedi bir yıldızı olarak tarihin sayfasına yazılmıştır.
"O şehit oldu ki, o davanın ateşi hiç sönmesin ve bayrak, ebediyen hür dalgalansın."