"Bazı hayatlar, sadece nefes almak için değil; bir milletin namusunu, bir coğrafyanın imanını ayakta tutmak için yaşanır. Yusuf Çobanoğlu’nun hikayesi, işte o destansı görevlerden biridir."
KARS'TAN İSTANBUL'A TAŞINAN YÜREK
Tarihin acımasız sayfaları 09 NİSAN 1980’i gösterdiğinde, İstanbul'un kalbi, Kars’ın çetin rüzgârlarında yoğrulmuş bir yiğidin şehadetiyle sarsılacaktı. Yusuf Çobanoğlu, sadece bir esnaf, bir bakkal değildi; o, üç evladının babası, yuvasının direği ve en önemlisi, inancının sarsılmaz muhafızıydı. Doğu’nun baskısı altında boyun eğmemenin bedelini, ata toprağı Kars’tan koparak ödedi. Komünist ve devrimci solcuların baskısına dayanamayarak göç eden Yusuf, davasını ve direniş ruhunu İstanbul'a, Aksaray'daki Ragıp Sokağa taşıdı.
SİPER OLARAK DÜKKAN, KAVGA OLARAK YÖNETİM
Yusuf Çobanoğlu, Kars İl teşkilatında MHP’nin yönetim kademesinde görev almanın onurunu taşımıştı. İstanbul’da kurduğu bakkal dükkanı, sadece ekmek teknesi değil, aynı zamanda Ülkücü hareketin mahalledeki direniş kalesiydi. Bölgesindeki MHP lokalinin aktif bir üyesi olarak, sokağın karanlık tehditlerine karşı duruş sergiledi. Mahallede baskılarını artıran komünist militanlara karşı set çekenler, namaz kılma özgürlüğüne dahi göz diken bu zihniyete karşı siper olanlar yine Ülkücülerdi. Bu kutsal direnişin en sarsılmaz neferi ise Yusuf Çobanoğlu'ydu.
UYKUSUZLUĞUN VE FEDAKÂRLIĞIN GECESİ
O kahramanlık gününün arifesinde, Yusuf Çobanoğlu’nun yorgun bedeni, ulvi bir göreve adanmıştı. Cami çevresinde, ibadet hürriyetini korumak adına, genç ülküdaşlarıyla birlikte sıra ile nöbet tuttu. Karanlık, sokaklarda kol gezerken, o bir fener gibi imanın bekçiliğini yaptı.
Sabahın ilk ışıklarıyla, uykusuzluğuna rağmen, vazifesinin başına koştu: dükkanını açtı. Kılınması gereken namazını dükkanında eda etti. Yüreği babalık şefkatiyle dolu olan Yusuf, yorgun düşen genç ülküdaşlarını, dinlenmeleri için evlerine gönderdi. O, cephenin en önünde tek başına kalmayı, genç fidanların dinlenmesini tercih etti. Bu, bir liderin son ve en büyük fedakârlığıydı.
RAGIP SOKAKTA DÜŞEN YİĞİT
Öğlen yaklaşmıştı. Saatler 11.30 sularını gösterirken, Yusuf Çobanoğlu, bakkal dükkanının huzurlu yalnızlığı içindeydi. İşte o an, en alçakça ihanet gerçekleşti. Müşteri kılığında gelen, vicdanını kaybetmiş 2 devrimci solcu komünist militan, onu savunmasız ve yalnız yakaladılar.
Onlar, sadece bir cana kastetmekle kalmadılar; bir davanın ruhunu hedef aldılar. Yusuf Çobanoğlu, bu vatanın imanıyla çarpan kalbine ve idrakini temsil eden şakağına isabet eden mermilerle yere düştü. O bir bakkalın dükkanında vurulsa da, bu şehadet, bir milletin vicdanında ebedi bir nöbetin başlangıcı oldu. Yusuf Çobanoğlu, esnaf önlüğünü giyen bir er olarak, canını davasına feda etti ve 09 Nisan 1980 günü Hakka yürüdü.
"Bir kahramanlık hikayesi, ne zaman bittiğiyle değil, hangi imanı ve cesareti miras bıraktığıyla ölçülür. Yusuf Çobanoğlu, en zor zamanda yalnız kalarak gösterdiği duruşla, fedakarlığın ve onurun ölümsüz bayrağını en yükseğe çekmiştir."