"Yüreğinde vatan sevdası taşıyanlar için coğrafya sadece bir görev yeridir, kader ise bir imtihan."
YÜREĞİNİN MÜHRÜ: EKREM DİLMAÇ
Bu destan, 1954 yılında, Anadolu’nun çetin ve vakur topraklarında, Erzurum’un Şenkaya İlçesi Köroğlu Köyü'nde başladı. O, sadece bir çocuk değil, Türk Milliyetçiliğinin gelecekteki neferlerinden biri olarak doğmuştu. Adı Ekrem Dilmaç’tı. O’nun ruhu, genç yaşta ülkücü mücadelenin sarsılmaz inancıyla mühürlenmişti. O, sıradan bir hayatı değil, bir adanmışlık yolunu seçtiğini çok iyi biliyordu.
İDEALLERİNİN KILICI: EĞİTİM VE YEMİN
Genç Ekrem, Oltu Lisesi'nden aldığı ilim ışığını, Atatürk Üniversitesi’nin kapılarına taşıdı. 1978 yılında Eğitim Enstitüsü’nden mezun olduğunda, elindeki diploma bir meslek belgesinden çok, millete hizmet yeminiydi. Zira o, ülkücü davasına gönül vermiş bir nefer olarak, kalemi silah edinenler safına katılmıştı. Öğretmen olmak, onun için sadece ders vermek değil, karanlığa karşı bir meşale yakmaktı.
GÖREV YERİ: CEPHE
Mezuniyetinin hemen ardından, idealist duruşunun ilk ve son cephesi belirlendi: Erzurum’un en ücra köşelerinden biri, Şenkaya Göllet (Balkaya) Köyü. O, rahat ve güvenli bir liman aramadı; tehlikenin ve unutulmuşluğun hüküm sürdüğü bu köyü, geleceğin filizlendiği bir kale yapmak üzere göreve başladı. Bilge ve cesur bir yüreğin fedakârlığı ile, görev yaptığı köy okulunun lojmanında, inançlarının ve görev aşkının nöbetini tutuyordu.
O KARANLIK GECE: 09 NİSAN 1980
Takvimler, ihanetin en soğuk günlerinden birini, 09 Nisan 1980’i gösteriyordu. Ekrem Dilmaç, öğretmen lojmanında, belki yarına dair umutlarını kaleme alıyor, belki de memleketin geleceğini düşünüyordu. Saatler 21.00’ı vurduğunda, köyün sessizliği, vicdansız bir baskınla paramparça oldu.
Türk Milliyetçiliğine düşman, karanlık ideolojilerin üç devrimci solcu-komünist militanı, imanın ve bilginin yuvası olan o kutsal mekânı bastı.
Yüreğini bayrağına adamış bu ülküdaşımız, yalnız ve silahsızdı; ancak karşısındakiler, O’nun sarsılmaz inancını ve cesaretini alt edemeyeceklerini biliyorlardı. Ekrem Dilmaç’ın son anları, fiziksel bir kavgadan çok, inancın son direnişi oldu. O, teslim olmak yerine, doğrularına sahip çıktı.
O yiğit öğretmen, haysiyetinin bedelini canıyla ödedi. Hain kurşunlar, O’nun bedenine isabet etti; fakat O’nun aydınlattığı yolu karartmaya yetmedi. Ekrem Dilmaç, görev yerinde, en zorlu cephede, ideal uğruna şehadet mertebesine erişti.
SONSUZLUĞA YÜRÜYÜŞ
Ekrem Dilmaç, Erzurum topraklarında, bir öğretmen olarak başladığı hayat yolculuğunu, davasının ölümsüz bir şehidi olarak tamamladı. O, 26 yıllık kısa hayatına, bir millete adanmış koca bir destanı sığdırmıştır.
"Bir öğretmen susar, fakat inancının sesi nesiller boyu yankılanır. Ekrem Dilmaç, Erzurum kışında donmayan bir meşaledir."