"Bazı ruhlar, yeryüzüne sadece bir meşale yakmak için gelir; onların ömrü kısadır ama aydınlattığı yol nesiller boyu sürer."
KİMLİĞİ VE SANCILI DAVA
Adı Osman Gedikli’ydi. O, sadece bir isim değil, dönemin kasıp kavuran rüzgârına karşı duran bir ülkü, bir inanç simgesiydi. Doğduğu topraklar, Karadeniz’in asil ve sert coğrafyası olan Trabzon’du; Akçaabat’ın Kuruçam Köyü’nden fışkırmış, ancak genç ruhunu büyük bir davanın hizmetine sunmak için şehir hayatına adım atmıştı. Türk Milliyetçisi ve Ülkücü duruşu, O’nu sadece bir öğrenci olmaktan çıkarıp, zorlu bir mücadelenin neferi haline getirmişti.
GENÇ BİR YÜREĞİN ADANMIŞLIĞI
O, altı kardeşten biriydi. Ailesinin sıcak yuvası köyde kalmışken, Osman Gedikli, davasının ve ilminin peşinde, diğer kardeşleriyle birlikte Trabzon merkeze yerleşmişti. O, Trabzon Fatih Eğitim Enstitüsü’nün geleceği inşa etmeye yeminli genç bir öğrencisiydi. Silahların gölgesinde dahi, kaleminden ve idealinden taviz vermeden, ilmin zorlu yokuşunda yürümekteydi. Bu ayrılık, sadece fiziki bir mesafe değil, aynı zamanda gelecek nesillere daha onurlu bir vatan bırakma yeminiyle yüklü, bilinçli bir fedakârlıktı.
07 NİSAN 1980: VURULAN DÜŞLER
Takvimler 07 Nisan 1980’i gösterdiğinde, Trabzon sokakları bir kez daha karanlık bir pusunun gölgesine teslim oldu. Osman Gedikli, her günkü adanmışlığının ardından, yorgun ama onurlu adımlarla ikamet ettiği eve dönüyordu. Ancak, inançlarına düşman olan o hain eller, bu genç idealistin yolunu kesti. Üç devrimci solcu komünist militan, sayı ve silah üstünlüğüne sığınarak, bir öğrenciye, bir ülkü neferine alçakça saldırdılar.
Bu pusu, bir cana değil, o günün tüm aydınlık düşlerine sıkılmış kurşunlardı. Osman Gedikli ağır yaralandı. Genç bedeni yıkılmıştı ama ruhu dimdik ayaktaydı.
SON NEFESİN SESSİZ VEDASI
Derhal hastaneye kaldırıldı. Hekimler ve sevenleri, O’nu hayata döndürmek için tüm güçlerini seferber ettiler. Ancak, o karanlık saldırının yaraları çok derindi. Hastane yatağında, sessizliğin ve kahramanlığın son mücadelesini verdi. Bilinci, komaya teslim oldu. Bütün çabalara, bütün dualara rağmen, Osman Gedikli komadan çıkamadı. 07 Nisan 1980, genç bir ülkücünün, Trabzon’un toprağına adanmış bir şehit olarak ebediyete uğurlandığı tarih oldu. O, evine gidemedi; artık vatanın kalbine sığındı.
"Şehitler, yenilmez bir davanın sonsuzluğa yazılmış ispatıdır; onlar sessizliğe büründüğünde, bayraklar daha yüksekte dalgalanır."