"Bazı hayatlar sadece yaşanmaz; vatanın ve imanın sınırında, cesaretle örülmüş birer abideye dönüşür."
MİLLETİN KALBİNDEN DOĞAN YİĞİT
O, sadece bir isim değildi; o, "Türk Milliyetçisi" ve "Ülkücü Şehit" unvanlarıyla anılan bir adanmışlığın ta kendisiydi: Kadem Atmaca. Hayatının hangi toprak parçasında başladığı kayıtlara tam düşmemiş olabilir; ancak duruşunun ve davasının kökleri, milletinin derin vicdanına saplanmıştı. O, 07 NİSAN 1980 tarihinde, İstanbul’un kara bulutlar altında kaldığı o zorlu günlerde, inancının bedelini ödemeye hazır bir neferdi.
BİR ESNAFIN EMANETİ: OCAK VE ŞEREF
Kadem Atmaca, toplumun en saf ve dürüst direklerinden biriydi; mesleği esnaflıktı. Sarıyer’de, Büyükdere Çayırbaşı Semti’nde işlettiği o küçük bakkal dükkanı, onun sadece geçim kapısı değil, aynı zamanda ülkülerinin soluklandığı bir sığınaktı. O, sadece bir esnaf değildi; mahallesinin bekçisi, inandığı değerlerin koruyucusuydu. Yuvası da o kutsal dükkanla aynı sokaktaydı. Evliydi ve iki evlada babalık ediyordu. Ailesi, dükkanı ve davası; hepsi onun hayat felsefesinin dokunulmaz kutsallarıydı.
İHANETİN GÖLGESİ DÜŞTÜĞÜ GÜN
Takvimler 07 NİSAN 1980’i gösterdiğinde, İstanbul’un üzerine çöken o karanlık gün, Kadem Atmaca’nın mücadelesinin en zirve noktası olacaktı. Her zamanki gibi dükkanındaydı, o gün eşi Sabriye Hanımefendi de yanındaydı. O esnaf ocağı, basit bir alışveriş yeri olmaktan çıkıp, ideolojik kinin hedefi haline geldi.
Devrimci katiller, kin ve nefretle bilenmiş elleriyle o masum mekana saldırdıklarında, Kadem Atmaca geri çekilmeyi ya da teslim olmayı düşünmedi. O, kendi dükkanının ve namusunun bekçisi olarak, imanın son kalesinde direniyordu.
SON DİRENİŞ VE FEDAKARLIK DESTANI
Zalim eller ateş saçtığında, önce Kadem ülküdaşımızın vücudu hedef alındı. O yiğit adam yere düşerken, kahramanlık sadece Kadem'in ruhunda kalmadı. Yanında duran eşi Sabriye Hanımefendi, o anda tarihin kaydettiği en büyük fedakarlıklardan birini sergiledi. Gözünü dahi kırpmadan, sevgili eşinin üzerine bir zırh gibi kapaklandı. Onun niyeti, kendi canı pahasına dahi olsa, hayat arkadaşını o namussuz kurşunlardan korumaktı.
Ancak acımasız katiller, bu yüce sevgiye dahi merhamet etmedi. Kadem’i korumaya çalışan Sabriye Hanımefendi’yi de alçakça kurşunladılar. Bir an içinde, o küçük bakkal dükkanı, adanmışlık ve ihanetin çarpıştığı bir destan meydanına dönüştü.
İKİ CAN, TEK YÜREK: EBEDİYET YOLCULUĞU
Yaralı bedenler hızla hastaneye ulaştırılmak üzere taşınırken, ne yazık ki davanın ve aşkın bu iki neferi de fani dünyaya veda etti. Kadem Atmaca ve eşi Sabriye Hanımefendi, ayrılmaz bir bütün olarak, hayatlarını yürüdükleri ülkü yolunda tamamladılar. Onların son nefesleri, sadece kanlı bir olay değil, aynı zamanda millete olan sadakatin ve karşılıksız sevginin en yüce timsaliydi. Onlar, bakkal dükkanında can vererek, milletin vicdanında ebedi bir makama eriştiler.
"Onlar sadece bir dükkanda değil, milletin vicdanında ebediyete erdi; geride bıraktıkları iz, hem şehadetin hem de fedakar sevginin en büyük yeminidir."