"Bazı hayatlar yıllarla değil, millete adanmış o tek ve hür an ile ölçülür. O an, bir ömürden daha uzundur."
MUŞ'UN YİRMİ BİR YAŞINDAKİ SANCAKTARI
O, daha hayatının baharında, yirmi bir yaşında bir fidan; Muş topraklarında kök salmış, imanıyla büyümüş bir Türk Milliyetçisiydi. Adı Adnan Yüzgül’dü. Ailesinden miras aldığı şuurla, ruhu vatan sevgisiyle yoğrulmuştu. Genç yaşına rağmen, özel bir kuruluşta çalışarak hayat mücadelesini sürdürüyor, ancak asıl mesaisini ve kalbini kutlu davaya ayırıyordu.
OCAKLARDAN YÜKSELEN SES
Adnan Yüzgül, ülkücülük şuurunu sadece yüreğinde taşımakla kalmadı; bu kutsal ateşi diğer gençlere de ulaştırmak için omuz verdi. Muş Ülkü Ocakları Derneği yönetiminde görevliydi. Bu görev, sadece bir vazife değil, çetin geçen o yıllarda memleketin huzurunu ve birliğini koruma yeminiydi. O, karanlığın ve bölücülüğün kol gezdiği günlerde, imanın ve direnişin sancağı olarak daima en ön safta durdu.
VATAN TOPRAĞINDA İHANETİN GÖLGESİ
Tarih, 20 Mart 1978’i gösterdiğinde, Muş’un üzerinde hain bir gölge geziniyordu. Şehir, bölücü-kürtçü komünistlerin bir yuvaya dönüştürdüğü Zengök Oteli’nin zehirli nefesi altındaydı. Bu otel, millete karşı planlanan her türlü saldırının merkezi, birliğe sıkılan kurşunların kaynağıydı. O gün, Adnan Yüzgül’ün yolu, bu ihanet çemberiyle kesişti.
DÜŞMAN KARŞISINDA TEK BAŞINA
Alçakça bir pusu kurulmuştu. Zengök Oteli’nden çıkan militanlar, Adnan Yüzgül’e taşlar ve sopalarla saldırdı. Bu, sadece fiziki bir saldırı değil, Türk Milliyetçiliği davasına yöneltilmiş kin ve öfkenin gösterisiydi. Lakin Adnan Yüzgül, ne geri adım attı ne de boyun eğdi. Kahramanlık, korkuyu bilmemek değil, korkuyu yenmek ve tek başına bile olsa zulme karşı dik durmaktır. İlk saldırıya karşı koydu; iradesiyle, duruşuyla onlara meydan okudu.
Ancak düşman, namuslu bir mücadele geleneğine sahip değildi. Adnan’ın karşısındaki kalabalık yenilgiye uğrayınca, otelin içinden dört kişilik bir militan grubu bu kez silahlarıyla çıktı. Karanlık, cesareti dört kurşunla susturmak istedi.
BEDELİN EN BÜYÜĞÜ
Yirmibir yaşındaki bu vatan evladı, dört silahlı hainin karşısında dahi davasından vazgeçmedi. Aldığı kurşun yaraları ağırdı. O, düştüğü Muş toprağını al kanıyla mühürledi. 20 Mart 1978 günü, henüz hayatının baharında, bayraklaşan duruşuyla ebediyete yürüdü.
Adnan Yüzgül orada şehit oldu; ama genç ruhu, zulme karşı direnen Türk Milliyetçilerinin kalbinde bir destan olarak yaşamaya devam etti. Onun son adımı, fedakarlığın ve adanmışlığın en büyük dersi oldu.
"Kurşunlar bedeni durdurur, lakin bir milletin hafızasında sonsuzluğa yürüyen ruhu ve bıraktığı o eşsiz kahramanlık mühürünü asla susturamaz."