"Bazı cepheler siperlerde değil, bir evin eşiğinde kurulur. Sabriye Atmaca’nın destanı, anasından aldığı ruhla, vatan için atılan en kutsal adımla yazılmıştır."
KİMLİĞİ VE İDEALLERE ADANMIŞ BİR HAYAT
O, kalabalık İstanbul şehrinin gürültüsü içinde, sessiz sedasız bir Ev Hanımıydı. Bir Türk Milliyetçisi ve davasına gönülden bağlı bir Ülkücüydü. Doğduğu yerin bilgisi tarihin sayfalarında kaybolsa da, bıraktığı kahramanlığın izi milletin hafızasında derin bir yer edindi. İki evlat yetiştiren bu fedakâr anne, sadece yuvasının değil, aynı zamanda ait olduğu davanın da bekçisiydi.
DÜKKANIN GÖLGESİNDEKİ SOKAK
Hayatı, eşinin işlettiği bakkal dükkanı ile evlerinin bulunduğu aynı dar sokakta geçiyordu. Bu sokak, 1980 yılının karanlık ve çatışmalı günlerinde sadece bir yaşam alanı değil, aynı zamanda inançları uğruna her an hedef olabilecekleri bir cepheydi. O, her sabah dükkana atılan her adımı, taşıdığı ideallerin sorumluluğuyla atıyordu; bir yandan eşine destek oluyor, bir yandan da iki evladını bu zorlu dönemin tehlikelerinden korumaya çalışıyordu.
O KARANLIK GÜN: 07 NİSAN 1980
Takvimler 07 Nisan 1980’i gösterdiğinde, Sabriye Hanımefendi her zamanki gibi eşinin yanına, bakkala doğru yürüdü. O günün, hayatının son adımı olacağını bilmiyordu; fakat davası için ödenmesi gereken bedelin, o dar sokakta kendisini beklediğini seziyordu.
Dükkana ulaştığı anda, karanlık ve kinle dolu eller baskın yaptı. Devrimci katiller, inançlarını susturmak amacıyla dükkanı bastılar. İlk kurşunlar, Sabriye’nin ülküdaşı Kadem’e isabet etti. O, bir anda yere yığılmıştı. Korkunun veya paniğin hakim olması gereken o kritik anda, Sabriye Atmaca, bir annenin evladını koruma içgüdüsüyle, bir davanın erinin fedakarlığıyla harekete geçti.
KAHRAMANLIĞIN ZİRVESİ: VÜCUDUNU SİPER ETMEK
Kadem ülküdaşının yere düştüğünü gören Sabriye Atmaca, bir saniye bile düşünmeden, hızla üstüne kapaklandı. O, korkakça geri çekilmek yerine, sevdiklerini ve davasını korumak için kendi bedenini etten bir zırh yaptı. O an, sadece bir eş veya anne değil; bir vatanperverin ve bir ülkücünün, fedakarlığın en yüce örneğini sergilediği an oldu.
Acımasız katillerin hedefi artık zırhın kendisiydi. Kurşunlar, Kadem ülküdaşını korumak için üzerine kapaklanan Sabriye Hanımefendi’nin göğsüne isabet etti. O, inançlarının bedelini, en kutsal emanet olan canıyla ödemişti.
ŞEHADETİ VE SON NEFES
Kanları, bakkal dükkanının zemini yerine, o sokağın kutsal toprağına akıyordu. O, son nefesini bile bir koruma kalkanı olarak kullanmıştı. Acilen hastaneye yetiştirilmek istense de, Sabriye Atmaca ve Kadem ülküdaşı, yolda, o karanlık 07 Nisan 1980 gününde, bir milletin kalbine adlarını altın harflerle yazdırarak şehit oldular.
O, sadece bir kurşunla değil; iki çocuğunun geleceği, eşinin varlığı ve inandığı değerler uğruna attığı o son, cesur adımla ölümsüzleşti. Bir Ev Hanımıydı; ancak fedakarlığıyla bir destan yazdı.
"O, sadece hayatını değil, bir annenin ve eşin en güçlü koruma içgüdüsünü de inandığı değerler için feda etti. Sabriye Atmaca, korkunun karşısında duran zırhın adıdır."