"Bazı hayatlar, sadece yaşanmak için değil, uğruna ölünmek istenen bir davanın bayrağı olmak için vardır."
BİR YÜREĞİN YÜKSELİŞİ: MUSTAFA KARA
Gaziantep’in çetin topraklarında filizlenen, idealleriyle bir şehri kucaklayan bir isimdi Mustafa Kara. O, sadece bir doğum yeri olan GAZİANTEP’in evladı değildi; o, "Türk Milliyetçisi" ve "Ülkücü" duruşunun sarsılmaz, adanmış bir neferiydi. Tarih 07 NİSAN 1980’i gösterdiğinde, onun kimliği basit bir kayıttan çok öte, uğruna can verilen bir inancın destanına dönüşecekti.
EMEK VE MÜCADELENİN CEPHEHESİ
Mustafa Kara, kâğıt üzerindeki idealleri yaşamın zorlu cephesine taşımıştı. Akkoza İplik Fabrikası’nın tozlu, çark sesleriyle dolu atmosferi, onun sadece ekmek kazandığı yer değil, aynı zamanda mücadelesini yürüttüğü kutsal bir alandı. İşçiydi; alın teriyle geçinen bir yiğitti. Ancak duruşu, onu sıradan bir işçiden kahramanlığa yükseltti. Türk-İŞ’e bağlı TEKSİF Sendikası’nın işçi temsilcisi olarak, o dönemin fırtınalı şartlarında, emeğin ve hakkın yılmaz sesi olmuştu. O, ideolojik duruşu ile meslekî sorumluluğunu tek bir bayrak altında, cesaretle taşıyordu.
O KARANLIK SABAHIN SON YÜRÜYÜŞÜ
Kaderin ağları 07 Nisan 1980 sabahı Gaziantep sokaklarında örülmüştü. Saatler 07.30’u gösterirken, Mustafa Kara, her zamanki kararlılığıyla evinden ayrıldı. Bu, sadece bir işe gidiş değildi; bu, sorumluluğa ve davaya doğru atılan kararlı bir adımdı. Fakat yol, pusunun soğuk gölgesiyle kesildi.
Tekel Caddesi, onun son yürüyüşüne sahne olacaktı. Karşısında, fikirle yüzleşmekten aciz, karanlık bir zihniyet duruyordu. Üç devrimci solcu-komünist militan, cepheden vuramayacakları bir yiğidi, alçakça bir pusuyla bekliyordu.
BİR DESTANIN SON DİZESİ: ŞEHADET
İhanet, kurşunların soğuk sesiyle yankılandı. Hain ellerin ateşlediği silahlar, Mustafa Kara’nın vücuduna isabet etti. O, sarsılmaz duruşunun bedelini ödüyordu. Ağır yara almıştı; ancak onun ruhu, aldığı darbeden çok daha büyüktü.
Mustafa Kara, mücadele arkadaşları tarafından hastaneye yetiştirilmeye çalışılırken, yolda, davasının zirvesine ulaştı. Gaziantep’in yolları, bir yiğidin akıttığı kanla ebedileşti. O, o karanlık yolda, işçilerin ve milletinin hakkını savunurken, 07 NİSAN 1980 tarihinde ŞEHİT oldu. Onun bu vedası, bir yenilgi değil, uğruna yaşadığı değerler için ödenmiş en yüce fiyattı.
"Onun 7 Nisan 1980 sabahı döktüğü her damla kan, bu milletin fedakarlık destanına atılmış ebedi bir imzadır."