"Bazılarının vatanseverliği nutuklarda kalır; bazılarınınki ise her gün ekmeğini kazandığı o mütevazı dükkanın kanla sulanmış zemininde mühürlenir."
KİMLİK VE ADANMIŞLIK YEMİNİ
O, sadece bir esnaf değildi; o, idealin yoluna baş koymuş bir Ülkücünün sarsılmaz ruhuydu. Adı Ahmet Bölükbaşı. Gündelik hayatın telaşı içinde, namusuyla kazancını sağlamayı bir vazife bilmişti. Yüce Türk Milliyetçiliği davasına adanmışlığının nişanesi olarak Ülkü Yolu Derneği’nin bir ferdiydi. Henüz ülkesine askerlik görevini tamamlayıp dönmüş, görevini siperden tezgâha taşımış genç bir fidandı. Hayatı, İstanbul’un Alibeyköy semtinde, Kardolap Mahallesi’nin kalbinde, ailesiyle birlikte sürdürdüğü dürüst bir mücadele üzerine kuruluydu.
BİR EKMEK KAVGASI, BİR HAYSİYET DİYARI
Çırçır Caddesi üzerindeki o mütevazı dükkan, sadece bir ticarethane değil, bir ailenin onur siperiydi. Babası bakkal tezgahının arkasında, Ahmet ve kardeşi Orhan ise manav reyonunda, alın terleriyle geleceklerini inşa ediyorlardı. Onlar, siyasetin karmaşasından uzak duran, sadece vatanlarına ve ailelerine sadık, dürüst insanlar topluluğuydu. Ancak 1980 yılının karanlık atmosferinde, dürüstlüğün ve sessiz sadakatin dahi hedef olduğu günlerde, bu mütevazı yuva da hedef tahtasına konulmuştu.
7 NİSAN 1980: KAHPE BASKIN VE SON VAZİFE
O karanlık günün akşamıydı. Dükkan, Endüstri Meslek Lisesi’nin hemen karşısında, gençliğin ve umudun gölgesindeydi. Saatler 19:30’u gösterdiğinde, alçaklığın perdesi açıldı. Geleceği ateşe vermek isteyen, yüzleri maskelerle gizlenmiş (biri kız, ikisi erkek) üç devrimci solcu-komünist militan, barışın sığınağı olan dükkana baskın yaptı.
Bu bir soygun değildi; bu, bir imha eylemiydi. Maksatları, sadece can almak değil, bir idealin, bir ailenin ve bir dürüstlüğün kökünü kazımaktı. Ahmet Bölükbaşı ve kardeşi Orhan, babalarıyla birlikte, hiç beklemedikleri bir anda namluların hedefi oldular. Silahsız ve sivil, ekmek kavgası veren bu üç yiğit, hain kurşunlarla karşı karşıya kaldı.
ŞEHADETİN GÖKYÜZÜNE YÜKSELİŞİ
O dehşet verici anda, baba, dükkanın içinde, çalıştığı yerde can vererek anında şehitlik mertebesine erişti. Ancak Ahmet ve Orhan, vücutlarına saplanan mermilere rağmen ayakta kalmayı, direnmeyi başardılar. Ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldılar. Onlar artık sadece kan kaybetmiyorlardı; onlar, son nefeslerine kadar o kutsal yemine sadık kalmanın savaşını veriyorlardı.
Hain saldırının başladığı o müthiş gün, 07 Nisan 1980, aynı zamanda o mücadelenin nihayete erdiği gündü. Kardeşler, aynı anda vurulmuşlardı; aynı gün, babalarının ardından, yüreklerindeki imanla son nefeslerini verdiler.
Ahmet Bölükbaşı, bir esnaf olarak yaşadı ama bir kahraman olarak can verdi. O, sadece bir dükkanı değil, bir ideali savunurken, ailesiyle birlikte, Türk Milliyetçiliği davasının sarsılmaz bir sembolü haline geldi. Onlar, yatağında değil, görev başında, namus ve haysiyet mücadelesinde şehit düşen bir neslin temsilcisiydi.
"Onların kanı, sadece tezgahın üstüne değil; o dönemin karanlık caddelerine akarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğine adanmışlığın silinmez destanını yazdı."