"Bazı hayatlar sadece yaşanmaz, bir sancağın dik duruşu gibi tarihe kazınır. Orhan Bölükbaşı’nın hikâyesi, böylesi bir onur ve adanmışlık destanıdır."
KİMLİĞİ VE BİLDİĞİ TEK YOL
O, sıradan bir hayatın içine saklanmış bir devdi. TÜRK MİLLİYETÇİSİ, Ülkücü Şehit ORHAN BÖLÜKBAŞI. Mesleği esnaflıktı; elleri ticarî hayatın dürüstlüğünü taşırken, ruhu memleket davasının çeliğiyle örülmüştü. İstanbul’un Alibeyköy, Kardolap Mahallesi'nde, babasının işlettiği bakkal dükkânının bir bölümünde, kardeşi Ahmet ile birlikte manavlık yaparak hayatını kazanıyordu.
Ancak bu mütevazı dükkân, onun için bir cephe görevi görüyordu. Babasının sessiz MHP’li duruşu dahi, onların hayatını bir adanmışlık yeminine çevirmişti. Orhan ise, sadece bir üye değil, Ülkü Yolu Derneği’nin bir neferiydi. Ağabeyi Ahmet’le omuz omuza, Kağıthane ülkücü teşkilatının en ön saflarında mücadele ediyorlardı. Onlar için dava, pazarda tartılan domatesin ağırlığı kadar gerçek, geceleri Kağıthane sokaklarında yakılan meşalenin ateşi kadar kutsaldı.
ADANMIŞLIĞIN CEPHESİ
Orhan, karanlığın ne kadar tehlikeli olduğunu biliyordu. O, henüz son kurşunu yemeden önce de, ülkü davası uğruna defalarca saldırıya uğramış, tehditleri göğüslemişti. Her tehdit, onu yolundan döndürmek yerine, kararlılığını bir kat daha bilemişti. O, sadece bir dükkân işletmekle kalmıyor, idealleri uğruna bir kalkan taşıyordu.
Manav tezgâhının karşısındaki Endüstri Meslek Lisesi, onun mücadelesinin sessiz şahidiydi. Ailece ikamet ettikleri bu bölge, siyasi fırtınaların tam ortasında bir ateş çemberiydi. Onlar, rahatı ve güvenliği seçebilecekken, babadan oğula devreden bir inanç mirasını omuzlayarak tehlikenin tam ortasında durmayı tercih ettiler.
SON BASKIN VE KARAR ANLARI
Tarih, 07 NİSAN 1980’i gösterdiğinde, bu kutsal dükkânın ışıkları, ülkeye çöken karanlığın hedefi oldu. Dükkân, tam da Endüstri Meslek Lisesinin karşısındaydı; hayatlarını kazandıkları, mücadelelerini sürdürdükleri yuvaları, bir pusuya sahne oldu.
Maskeler altında kin taşıyan 3 militan; iki erkek ve bir kız, devrimci solcu-komünist terörün soğuk yüzüyle dükkâna baskın yaptılar. Bu, basit bir soygun değildi; bu, bir inancın ve bir ailenin adanmışlığının cezalandırılmasıydı.
Silahlar patladığında, baba Bölükbaşı, dükkânının ve davasının başında dimdik durarak şehadete yürüdü. O, evlatlarının ve ülkülerinin kalkanı oldu.
O KARANLIK GÜN VE ORTAK ALIN YAZISI
Orhan ve ağabeyi Ahmet de, babalarıyla birlikte namluların hedefi oldu. Aldıkları yaralar ağırdı, ancak kalplerindeki iman, bedenlerindeki acıdan daha büyüktü. İki kardeş, yaralı olarak hastaneye kaldırıldılar. Onlar, hayata tutunmaya çalışırken, yürekleri, babalarının şehit olduğu dükkânda kalmıştı.
Fakat kader, bu fedakâr ailenin yazısını aynı güne mühürledi. 07 NİSAN 1980'de, baba dükkânda düşerken, kahraman oğulları Ahmet ve ORHAN BÖLÜKBAŞI da aynı gün içerisinde, aynı ideal uğruna son nefeslerini verdiler ve şanlı şehitler kervanına katıldılar.
Onlar, bir esnafın dükkânında, bir ailenin birliğiyle, inançlarının bedelini canlarıyla ödediler.
"Onlar sadece ölmedi; bir dükkânın ışığını söndürerek, memleketin vicdanında yanan büyük bir meşale yaktılar. 07 Nisan 1980, Bölükbaşı ailesinin destanlaştığı gündür."