"Bir yiğit, toprak uğruna canını ortaya koyduğunda, sadece ölmez; o, milletin hafızasına kazınan ebedi bir bayrak olur."
MİLLETİN KALBİNDEN DOĞAN YİĞİT
Tarihin acımasız sayfaları 1979 yılını işaret ederken, bazı isimler sadece yaşanmışlık değil, bir duruşun timsali haline gelir. Türk Milliyetçisi Ülkücü Şehit Hakkı Yüksel, işte o sarsılmaz duruşun adıdır. O, Kahramanmaraş’ın mertliğiyle yoğrulmuş topraklarında, Elbistan’da doğdu. 42 yıllık ömrü, sıradan bir hayat değil, adanmışlık yeminiydi. Onun kimliği, sadece bir isimden ibaret değildi; o, milleti için Adana’nın çalkantılı sokaklarında cesaretle bayrak tutan bir ruh idi.
EMEK SAFLARINDAKİ DİRENİŞ VE AİLE SANCAĞI
Hakkı Yüksel, Devlet Su İşleri 6. Bölge Müdürlüğü'nün çelik ve suyla yoğrulan saflarında, alın terinin kutsallığını savunan bir ‘İşçi’ydi. Tes-İş Sendikası'nın işyeri baş temsilcisi olarak, mücadelesini sadece siyasi alanda değil, emeğin en onurlu cephesinde de veriyordu. Adana’nın Yavuzlar Mahallesi’nde kurduğu yuva, dört evladı ve eşiyle birlikte, davasının yaşama kaynağıydı. O, sendika odasını sadece bir çalışma mekanı değil, aynı zamanda milli duruşun da bir kalesi haline getirmişti. Omuzlarında sadece ailesinin değil, milletinin de geleceğini taşıyordu.
KARARLILIK VE SON DÖNEMEÇ
Hakkı Yüksel, üzerine çöken tehlikenin farkındaydı. Adana’nın o dönemki karanlık sokaklarında, ülkücülük bedel isteyen bir duruştu. Karanlık eller, onu defalarca hedef almış, birçok kez saldırıya uğratmıştı. O, korkabilirdi. Geri çekilebilirdi. Ancak o, her saldırıdan sonra daha da sağlam durdu; sanki her kurşun, onu davasına daha sıkı bağlamıştı. Bu, bir yiğidin kendi akıbetini bile bile, vatanının geleceğinden asla vazgeçmeyeceğinin sarsılmaz ilanıydı. Onun her yeni günü, millete verilmiş yeni bir sözdü.
ZAMANIN DURDUĞU O GECE: 06 NİSAN 1979
Yürekleri dağlayacak olan tarih, 06 Nisan 1979’u gösteriyordu. Saatler 23.15’e vurduğunda, Adana’nın üzerinde sessizliği bozacak bir ihanet rüzgârı esti. Hakkı Yüksel, özel otomobili içerisindeydi. Gözünü karartmış militanların, şehir içinde adeta bir terör yuvası haline getirdiği Sinanpaşa Mahallesi'ne, Akdeniz Fabrikası’nın ardına kurulan pusu, kahramanın son durağı oldu.
O, geri çekilmediği için hedefteydi. Komünist militanlar, Hakkı Yüksel’in kahramanlığından ve kararlılığından o kadar korkmuşlardı ki, alçakça bir yöntemle, adeta bir nefret seli gibi, otomobiline yaylım ateşi açtılar. Bir işçi, bir sendikacı, bir baba ve bir Türk Milliyetçisi, hayatının baharında, yurdunun tam ortasında, pusuda şehit edildi. O araç, artık bir tabut değil, ödenen borcun ve destansı bir direnişin son siperiydi.
SONSUZLUĞA UZANAN YOLCULUK
Adana, o gece bir evladını kaybetti; fakat Türk Milleti, yeni bir şahadetin yüce onurunu kazandı. Hakkı Yüksel, bedenini toprağa, ruhunu ise ebediyete teslim etti. Vasiyeti gibi, Kahramanmaraş’a, doğduğu yiğit topraklara geri döndü. Ebedi uykusuna, adı gibi ‘Gariplik’ ama şanı büyük bir huzurla, Elbistan Gariplik Mezarlığı’nda kavuştu. O, son nefesinde bile inandığı değerlere sadık kalarak, bu millete ölümsüz bir kahramanlık dersi bıraktı.
"Onlar yürüdüler, karanlıkta sönmeyecek bir meşale bıraktılar. Hakkı Yüksel adı, 1979 yılının bedeli ödenmiş fedakarlık anıtıdır."