"Vatan sevgisi, en büyük borçtur; bu borç, kimi zaman en masum işi yaparken, alın teriyle ve kanla ödenir."
KİMLİĞİ: ADANMIŞLIĞIN İMZASI
O, sıradan bir hayatın içine destansı bir ruh sığdıran bir neferdi. Adı İSMAİL TAŞER. Doğduğu toprak olan OSMANİYE’ye olan vefa borcunu, hayatının her anında taşıyan bir Türk Milliyetçisiydi. Onun kimliği, sadece bir isimden ibaret değildi; o, ÜLKÜCÜ davasına yüreğini mühürlemiş bir yiğitti. Kader onu, en karanlık günlerin yaşandığı 05 NİSAN 1979 tarihinde, bu toprakların bekçisi olarak ebediyete çağırdı.
GEÇİM VE GÖREV: İKİ CEPHELİ MÜCADELE
İsmail Taşer, geçimini sağlarken bile bir kahramanın azmini taşıyordu. MESLEĞİ: ESNAF. O, elleriyle hassas mekanizmalara hükmeden bir saat tamircisiydi. Alın terini, zamanın akışını düzenleyerek kazanıyordu; ancak ruhu, milletin geleceğini düzenleme davasına adanmıştı.
Gündüzleri dükkanında saniye ve dakikaları tamir ederken, akşamları omuzladığı manevi görev çok daha ağırdı: O, Osmaniye MHP İlçe teşkilatında görevi kabul etmiş, karanlığa karşı bir meşale yakmıştı. Kendi dükkanı, onun hem evi hem de ideallerinin bir kalesiydi. O, sadece ekmeğini değil, inandığı değerleri de korumak için iki cepheli bir mücadele veriyordu.
O KARANLIK GÜN: VAKUR DÜKKANINDAKİ SON VARDİYA
Tarih, 05 NİSAN 1979’u gösteriyordu. Olay Günü, herhangi bir çatışma meydanında değil, İsmail Taşer'in alın teriyle kurduğu, huzurlu bir düzene sahip küçük dükkanında başladı. O, mekanizmaların sesi arasında, her zamanki gibi işine odaklanmıştı. O anlar, masumiyetin ve günlük hayatın rutininde gizli fedakârlığın en somut örneğiydi.
Ancak, o gün kapıdan giren sadece bir müşteri değildi; kapıdan giren, ülkücü kimliğine duyulan nefretin ta kendisiydi.
ŞEHADET: İDEALLERİN KANIMIZLA MÜHÜRLENMESİ
Zulüm, en beklemediği anda, en sinsi şekilde vurdu. Dükkanına giren, TÖB-DER mensubu bir öğretmen suretindeki ihanet, bir anda barışı kana buladı. Sözler, iddialar ve uzun bir kavga yoktu. Sadece, vatansever bir esnafın, idealleri uğruna hedef alınışı vardı.
İsmail Taşer, dükkanında, saatleri tamir eden elleriyle davasını savunurken şehit edildi. Onun düşüşü, sıradan bir ölüm değil, görev başında verilen yüce bir kararın sonucuydu. O, inancından vazgeçmediği için, bulunduğu yerde, canıyla bir bedel ödedi. O küçücük saat tamircisi dükkanı, o an, kahramanlığın ebedi bir anıtına dönüştü. İsmail Taşer, 43 yıl önceki o karanlık günde, hayatını bayraklaştırmış ve milletinin hafızasına silinmez bir vefa borcu olarak kazınmıştır.
"Saatler durdu, ama onun ülkü uğruna attığı son adım, milletin hafızasında sonsuza dek ve destansı bir şekilde işlemeye devam etti."