"Bazı insanlar kalemi kılıç gibi kullanır; İsmail Gerçeksöz ise hayatını bir sancağa dönüştürmüştür."
KİMLİĞİ VE YÜREĞİNİN ASALETİ
O, idealizmin ve milliyetçiliğin zorlu yıllarında adını tarihin sayfalarına cesaretiyle yazdıran bir kahramandı. Aslen Bursa’nın Köprühisar köyünden gelen soylu bir ruha sahip olmasına rağmen, hayata İzmir’in bereketli topraklarında merhaba dedi. İstanbul’un kalabalığında, Acıbadem’de yuvasını kurmuş, 4 evladı ve eşiyle birlikte bir ailenin reisiydi. Ama onun en büyük kimliği, tüm benliğini adadığı kutsal davaydı: Türk Milliyetçiliği.
BİLGE KALEM VE ADANMIŞLIK YILLARI
İsmail Gerçeksöz, sadece bir idealist değil, aynı zamanda bu idealin en keskin sesiydi. Mesleği, bir zanaat değil, bir mücadele alanıydı: Gazeteci-Yazar. O, fikirlerin savaşçısıydı; yazdıkları, karanlığa tutulan bir meşale gibiydi.
Türk Edebiyat Vakfı’nın kurucuları arasında yer alarak, kültürün ve dilin bekçiliğini üstlendi. Kalemini, Ortadoğu Gazetesi’nin Başyazarı olarak, en çetin mevzilerde kullandı. Yetinmedi; ülkücü hareketin teşkilatlanma yükünü omuzladı, MHP İstanbul İl Yönetim Kurulu’nda görev aldı ve Basın Bürosu Müşavirliği’ni üstlendi. Duruşunun ne kadar net olduğunun kanıtı olarak, 1977 yılında milletin vekili olmak için İstanbul Milletvekili adayı olarak destan yazmaya talip oldu. O, cepheden kaçmadı; masasında da, meydanlarda da ülkü uğruna en ön safta durdu.
BİLİNEN KADERİN GÖLGESİ
Ancak Gerçeksöz’ün bu sarsılmaz duruşu, nefretin hedefi haline gelmesine sebep oldu. O dönemin karanlık düzeninde, ülkücü olmak, bedeli canla ödenen bir yemindi. Ülkücü ve Türk Milliyetçisi olduğu için katledildiğinde, dönemin basını, vicdanını susturmayı seçti. O’nun adı anılmadı, fedakârlığı dile getirilmedi. Çünkü, kirli zihinlere göre "ölen ülkücüyse, bahsedilmeye değmezdi." Bu sessizlik, O’nun kahramanlığını küçültmek yerine, bu kahramanlığın ne kadar büyük bir adaletsizlik çemberi içinde verildiğini kanıtlayan en acı belge olarak kaldı.
O KARARLI SABAH VE SON ADIM
Tarih 04 Nisan 1980’i gösterdiğinde, kader, en ağır sınavı için Acıbadem’de bekliyordu. O sabah, geleceği temsil eden oğlunun eşliğinde evinden çıktı. O an, arkadan vuran karanlığın gölgesi üzerlerine düştü.
Devrimci-solcu komünist militanlar, kalleşçe bir tuzak kurmuşlardı. İsmail Gerçeksöz, canından çok sevdiği oğlunu korumak için, tehlikeye kararlılıkla yürüdü. Bilinmeyen o son anlarında, vücudunu bir kalkan gibi kullandı. Oğlu yaralandı, ancak kahramanımız, idealinin bedelini en yüce makamla ödedi. O, sadece bir kurşuna hedef olmadı; davasına duyduğu sarsılmaz inancın şehidi oldu. O gün, Ülkücü Şehitler Kervanı, saflarına bir bilge kalem sahibini daha ekledi.
SONSUZLUĞA YOLCULUK
Gerçeksöz, mücadele verdiği İstanbul’dan ayrıldı; bedeninin ebedi istirahatgâhı, gönül verdiği vatan toprağı olan Bursa’da, atalarının diyarına emanet edildi.
İsmail Gerçeksöz, adının anılmamasını isteyenlerin aksine, kalemin ve ülkü uğruna verilen canın unutulmaz bir destanına dönüşmüştür.