"Bazı insanlar sadece yaşamaz; onlar, vatanın kılıcı ve kalkanı olmak için doğar. Mehmet Özdemir, o gün sadece bir tüp bayii değil, milli duruşun son kalesi olduğunu kanıtladı."
YÜREK YOLCULUĞU: MİLLİYETÇİ RUHUN MÜHRÜ
Mehmet Özdemir. Adı, mücadeleyle, vatan aşkıyla ve tarifsiz bir adanmışlıkla mühürlenmiş bir yiğit. O, kuru bir biyografinin satırları arasına sığdırılamayacak bir ülkü neferiydi. Ömrünün baharında, 39 yaşında, altı evladın üzerine titreyen bir baba yüreği taşıyordu. Adana’nın Kılıçlı köyünden çıkan bu vakur esnaf, sadece ailesinin geçimini değil, milli davanın onurunu da sırtlanmış, omuzlamıştı.
ALMANYA'DAN ANADOLU'YA VAKUR DÖNÜŞ
Hayatının bir bölümünü gurbet ellerde, Almanya’nın ağır sanayi çarklarında işçi olarak geçirmişti. Ancak binlerce kilometre uzakta dahi, onun ruhu ve bilinci hep Anadolu topraklarına bağlı kaldı. Gurbet acısı, onu yormuş, ancak azmini kırmamıştı. Yıllarca süren emeğin ardından, kesin dönüş kararı sadece bir coğrafi yer değiştirme değildi; bu, toprağına, davasına ve ideallerine hizmet etme yemininin tecellisiydi. Mehmet Özdemir, rızkını kazanmak için döndü, ancak asıl gayesi, memleketi Adana’da davasının bayrağını dalgalandırmaktı.
ADANMIŞLIĞIN OCAĞI: ESNAF VE MÜCADELECİ RUH
Adana-Kozan yolu üzerinde kurduğu Arçelik tüpgaz bayiliği, onun için sadece bir ticaret mekanı değildi; ülkücü duruşun karargâhı, milliyetçi ruhun sıcak nefesini yayan bir ocaktı. O, işini yaparken dahi davadan taviz vermedi. Ticareti, basit bir alım satım eylemi olarak değil, milletin kılcal damarlarında sağlam bir duruş sergileme fırsatı olarak görüyordu. Bu derin adanmışlığın en büyük göstergesi ise Adana Ülkücü Esnaflar Derneği’nin kurucu üyesi olmasıydı. O, mücadeleyi sadece meydanlarda değil, çarşıda, pazarda, esnafın içinde yeşertiyordu.
SON VARDİYA, SON SAVAŞ
Takvimler 04 Nisan 1979’u gösterdiğinde, Adana’nın üzerine çöken siyasi karanlık, en masum görünen işyerlerine dahi sirayet etmişti. O kara sabah, saatler 10.00’ı işaret ederken, Mehmet Özdemir, her zamanki gibi dükkânının başında, helal kazancının mücadelesini veriyordu. Ancak nefret ve kinle dolu bir komünist militan, bu vatansever ocağa saldırı emrini almıştı.
Kahramanlık, bazen ateş çemberine koşmaktır; bazen de görev yerini terk etmemektir. O kritik anda, söz bitti ve kurşunlar konuştu. Hiçbir kışkırtmaya mahal vermeden, hiçbir pazarlığa yanaşmadan, sadece duruşu yüzünden hedef seçilen Mehmet Özdemir, alçakça saldırıya uğradı. Vücuduna isabet eden kurşunlar, onu işyerinde ağır yaralı halde bıraktı.
YÜREK ÜZERİNDE ŞEHADET
Düşman, onu işyerinde düşürmüş olabilir; ancak davasını asla düşüremedi. Kanlar içinde kalan kahraman esnaf, can pazarında, davasına son nefesine kadar sadık kalarak direndi. Yaraları ağırdı, ruhu ise çelik gibiydi.
Hastaneye yetiştirilmek üzere yola çıkarılan bu büyük yurtsever, ne yazık ki yolda, o kutsal yolculuğun zirvesine ulaştı. Mehmet Özdemir, 04 Nisan 1979 günü, 39 yaşında, evli ve altı evlat babası olmasına rağmen, canını hak bildiği davaya feda ederek Şehadet makamına erdi.
Onun cenazesi, doğduğu ve sevdiği topraklara, Kılıçlı köyünde büyük bir vakarla emanet edildi. Geriye sadece altı yetim ve sarsılmaz bir kahramanlık destanı kaldı; mücadeleyi sokaklardan işyerlerine taşıyan, hayatını adamış bir Ülkücünün destanı.
"Mehmet Özdemir, ekmeğini kazandığı o yerde, sadece bir esnaf olarak değil; bir milletin namusu uğruna can veren destan kahramanı olarak ölümsüzleşti. Onun vedası bir son değil, gelecek nesillerin davasına adanmışlık yemini oldu."