"Vatan sevdası, şakağına isabet eden kurşundan daha ağırdır; zira o kurşun bedeni durdurur, lakin adanmış ruhu asla."
KİMLİĞİ VE ADANMIŞLIĞIN YÜKSEK SESİ
Adı Mehmet Ali Çilesiz'di. O, yalnızca bir isim değil, Türk Milliyetçisi ruhun ve Ülkücü davanın Malatya topraklarında yankılanan sarsılmaz sesiydi. 1948 yılında doğan bu yiğit, hayatının baharında, 32 yaşında, geride eşini ve canından çok sevdiği bir evladını bırakarak destan yazdı. Onun varlığı, sadece ailesinin değil, uğruna mücadele ettiği milletinin de geleceği için atılmış bir yemindi.
HİDAYET İLKOKULU’NUN IŞIĞI
Hayatını feda etmeden önce, Mehmet Ali Çilesiz, Malatya Hidayet İlkokulu’nun kutsal çatısı altında görev yapan bir öğretmen, geleceğin mimarıydı. O, sadece okuma yazma değil, aynı zamanda milli şuur ve duruş öğretirdi. Kalemi kılıçtan keskin, sözü kurşundan etkili olan bir eğitimci olarak, karanlığın ortasına ışık saçıyordu. Bu adanmışlık, onu ideolojik kinin hedefi haline getirdi.
04 NİSAN 1980: KAHRAMANLIĞIN SINAVI
Malatya semaları, 04 Nisan 1980 Cuma günü, bir kahramanlık destanına tanıklık etti. Görev yaptığı okulun hemen yanındaki boş arsada, Mehmet Ali Çilesiz iki devrimci solcu militanın sinsice kurduğu pusuya düştü. İki hain, savunmasız bir öğretmene karşı silahlarını çekmekten çekinmedi.
DÜŞMEYEN YÜREK VE SON DİRENİŞ
Katiller, onu şakağından vurdular. Normal bir insanın anında yıkılacağı, teslim olacağı o anda, Mehmet Ali Çilesiz, canının değil, davasının büyüklüğünü kanıtladı. Kurşun bedenine saplanmışken, ruhu dimdik ayaktaydı. O son anlarda dahi, eğilmeyi reddeden bir asaletle, ölümle pençeleşirken bir yumrukta karşısındaki militanı yere serdi. Bu yumruk, sadece bir darbe değil, milletin iradesinin, davanın asla diz çökmeyeceğinin mührüydü.
SON TAKİP VE ŞEHADETİN UĞURU
Şehidimiz, yaralı ve kanlar içinde olmasına rağmen, canını hiçe sayarak kaçan alçakların peşine düştü. Ölümcül yarasıyla bile, adaleti tecelli ettirme arzusu, vücudundaki her hücreden daha güçlüydü. Onları yakalamayı başaramadı, ancak o anlar, Mehmet Ali Çilesiz’in yaşamdan daha değerli gördüğü bir onur anıydı.
Gücü tükenmeye başladığında, son bir gayretle hastaneye ulaşmaya çalıştı. Fakat Malatya’nın o boş arsasında, kahramanlığın son nefesi kesildi. O, davası uğruna, düştüğü toprağı kanıyla mühürleyerek şehit oldu. Adı, fedakârlığın ve son nefeste dahi gösterilen cesaretin simgesi olarak tarihin sayfalarına altın harflerle yazıldı.
"O, kanının son damlasında dahi düşmana eğilmeyen, 32 yıllık ömrünü bir yumrukla destanlaştıran ve Malatya'yı şehadetiyle kutsayan bir meşale oldu."