"Bazı hayatlar bir millete borçludur; bazı şehadetler ise nesillere kılavuz olur."
KAYSERİ'NİN YEMİNİ: ALİ İHSAN ŞIVGIN
Ali İhsan Şıvgın… O, adını 1980 yılının en karanlık sayfalarına, inancın ve adanmışlığın altın harfleriyle yazdıran bir Türk milliyetçisi, bir Ülkücü neferdi. Doğduğu şehir olan Kayseri, aynı zamanda onun büyük davasının şahidi ve şehadetinin mekanı olacaktı. Hayatı, yüklendiği misyonun ağırlığı karşısında kısacık, ancak etkisi asırlar sürecek bir fidan ömrüydü.
17 YAŞINDAKİ NİRVANA VE ADANMIŞLIK
O, henüz hayatının baharında, 17 yaşındaydı. Gençliğin coşkusunu, ideallerin ateşiyle harmanlıyordu. Eli nasırlı, gönlü vatan sevgisiyle dolu bir işçiydi. Kayseri Sümerbank Bez Fabrikası’nın terzihane kısmında, bir terzi kalfası olarak çalışıyordu. Giysilere şekil verirken, aslında inandığı büyük davanın geleceğini ilmek ilmek dokuyordu. O günlerin zorlu cenderesinde, vatan için alın teri dökmek, onun en ulvi ibadetiydi.
BİR AİLENİN SIRTIKLANDIĞI KADER
Ali İhsan’ın fedakarlığı tek başına değildi; Şıvgın ailesi, bu büyük davanın bedelini kanlarıyla ödüyordu. O, kurşunlara yürürken, can yoldaşı, ağabeyi Nihat, çoktan zindanların soğuk demirleri ardına düşmüştü. Ali İhsan, sadece kendi inancını değil, tutsak ağabeyinin de onurunu taşıyordu. Ve biliyordu ki, bu zorlu yolculuk, sadece onun şehadetiyle de bitmeyecekti; tarih, kendisinden sonra ağabeyinin de bu kervana katılacağını acı bir şekilde yazacaktı. Bu, bir ailenin vatan toprağına sunduğu emsalsiz bir adanmışlık yeminiydi.
O KARANLIK CUMA GÜNÜ: 04 NİSAN 1980
04 Nisan 1980 Cuma günü, Kayseri semalarında hüzün ve ihanet kol geziyordu. Ali İhsan, mümin olmanın huzuruyla Cuma namazını eda etmiş, kalbi maneviyatla doluydu. Kutsal ibadetgahın kapısından dışarı adım attığı an, pusuya yatmış karanlık, o gencecik ruhu hedef aldı.
KIZIL KURŞUNLAR VE YÜCELİŞ
Karanlık ellerin namlularından çıkan kızıl kurşunlar, onu hedef aldı. O kurşunlar, sadece 17 yaşındaki bir fidanı devirmekle kalmadı; bir milletin istiklal ve istikbal davasına saplandı. Ali İhsan Şıvgın, kutsal bir mekandan çıkarken aldığı o hain yaralarla yere yığıldı. Ancak bu düşüş, bir yenilgi değil, ebedi bir yükselişti. Kayseri toprağına düşen her damla kan, onun milliyetçi duruşunun ve adanmışlığının mührü oldu. O, 17 yaşında, hayatı yarım kalan bir işçi olarak değil; davasına tam ve eksiksiz hizmet etmiş bir şehitler kahramanı olarak ebediyete uğurlandı.
"O, ne bir ömrün sonu ne de bir hikayenin bitişidir. O, 04 Nisan 1980’de, fedakarlığın ve sonsuz vatan aşkının taşa kazınmış imzasıdır."