“Bazı hayatlar, yaşadıkları yıllarla değil, uğruna can verdikleri o son nefesin ağırlığıyla ölçülür.”
ADANANIN YÜREĞİNDE YANAN IŞIK
Yıl 1960’ı gösterdiğinde, Adana’nın Denizli Mahallesi, vatan sevgisiyle yoğrulmuş bir yiğidi, Hacı Osman Demir’i kucakladı. O, sıradan bir hayatın değil, kutsal bir davanın neferi olmaya doğmuştu. Kimliği, yaşadığı topraklara, taşıdığı bayrağa ve benimsediği felsefeye sımsıkı bağlıydı: O, aziz bir Türk Milliyetçisi, yürekli bir Ülkücüydü.
BERBER TEZGÂHINDAN ALINAN YEMİN
Mesleği, elindeki usturayla hayatın ince çizgilerini çizen bir berber kalfalığıydı. Gündüzleri alın teriyle ekmeğini kazanırken, geceleri ruhunu besleyen ideallere adanmıştı. Onların evi, sadece bir çatı altı değil, ülkücü bir duruşun kalesiydi; zira Hacı Osman Demir ve ailesi, bu inancı nesilden nesile aktararak, davaya gönül vermişlerdi. O, ne saraylarda büyüdü ne de yüksek mevkilerde oturdu; o, vatan aşkını kalbinde taşıyan, en dipteki, en fedakâr neferdi.
18 MART: KADERİN ÇAĞRISI
Takvimler 18 Mart 1978’i gösterdiğinde, Adana bir kez daha ideolojilerin karanlık gölgeleri altında kaynamaktaydı. Bu tarih, Hacı Osman için sıradan bir günün sonu değil, ölümsüzlüğe atılan bir adımın başlangıcı oldu. Tekel Sigara Fabrikası’nın karşısında bulunan meslek liselerinin önü, o gün gençliğin geleceğinin çarpıştığı bir muharebe alanına dönüştü. Orada, taşın, sopanın ve maalesef ateşli silahların gölgelerinde, büyük bir çatışma başlamıştı.
ÖLÜME DOĞRU SON ADIM
Kaosun ve şiddetin kol gezdiği o meydanda Hacı Osman Demir, inandığı değerler uğruna geri adım atmadı. O, karanlığa karşı ışığı, şiddete karşı duruşu temsil ediyordu. Çatışmanın en kritik anında, milletin geleceğine kasteden komünist gruptan açılan hain bir ateş, onun göğsüne isabet etti. Ağır yaralanmıştı. O saniyelerde, vücudundan akan kan, sadece bir canın kaybı değil, bir adanmışlığın bedeliydi.
YÜREK KANIYLA YAZILAN DESTAN
Hemen Adana Numune Hastanesi’ne kaldırıldı; ancak yarası derindi, fedakârlığı ise çok büyüktü. Hacı Osman Demir, vatanın birliği ve davasının bekası uğruna, kan kaybından şehadet şerbetini içti. Henüz 18 yaşındaydı. Gencecik ömrünü tamamlarken, geride Adana Asri Mezarlığı’nda ebedi uykusuna yatacağı kutlu bir mezar bıraktı. Onun şehadeti, ne yazık ki, ailenin verdiği mücadelenin sonu olmadı. 12 Eylül askeri darbesi sonrasında, davanın bedeli ağırlaşmaya devam etti; ağabeyi de Ülkücülük suçlamasıyla tutuklanarak uzun yıllar zindanlarda alıkonuldu.
Hacı Osman Demir, sadece bir berber kalfası değildi; o, gençliğini, kanını ve canını tereddütsüzce bu vatanın mukaddes toprağına feda eden, Adana’nın yüreğinde ebediyen yanan bir kahramanlık ateşiydi.
“Bazı kahramanlar, isimleri unutulsun diye değil, geride kalanların omuzlarına onur yüklemek için şehit düşerler.”