"Vatan, sadece bir toprak parçası değil, uğruna bir işçi ceketinin altında taşınan adanmış bir idealin ta kendisidir."
MİLLİ RUHUN ÇAĞRISI
Hatay’ın Kırıkhan ilçesi, Yukarı Okçular köyünden doğan ve yirmi beş yıllık kısa ömrüne büyük bir ülküyü sığdıran bir yiğitti o: Yılmaz Kaymakçı. Henüz bekar, henüz hayatın baharında, ama sırtında taşıdığı sorumluluk yirmi beş yaşın ağırlığından çok daha büyüktü. O, sadece ailesinin bir ferdi değil; 18 Mart 1977 tarihinde, Türk Milliyetçiliğinin sarsılmaz kalesinde, bir ülkücü şehit olarak tarihe kazınacak ismin ta kendisiydi.
ADANMIŞLIĞIN EYÜP SURLARI
Anadolu'nun sınır illerinden kalkıp geldiği büyük şehirde, İstanbul'un çetin şartlarında geçiyordu ömrü. Bir yanda Acar Plastik Fabrikası’nda alın teri döken bir işçi, diğer yanda ise yüreğinde taşıdığı ateşle Eyüp semtindeki Ülkü Ocakları’nda geceleyen bir fedaiydi. Ekmek parasını kazanırken dahi davasından bir an bile ayrılmadı; Ülkücü İşçiler Derneği’nin safında, ideallerini işçi sınıfının vicdanına taşıyan bir neferdi. O, emeğini vatan aşkıyla yoğuran, geceyi yastığı değil ülküdaşlarının nefesi olan bir kahramanlık timsaliydi.
18 MART 1977: İŞÇİ CEKETİNDEKİ HÜKÜM
O gün, 18 Mart 1977 Cuma günüydü. Gün boyu fabrikada mesaisini tamamlamış, yorgun bedenini taşıyan ancak ruhu dimdik olan Yılmaz Kaymakçı, iş çıkışında her zamanki güzergahında ilerliyordu. Bilinmezliğe doğru attığı o adımlar, aslında tarihe yazılan son adımlarıydı.
Berec pil fabrikasının hemen yakınında, Çimen Lokantası’nın önü, kahpe bir pusunun kurulduğu mevkii oldu. Komünist militanlar, gizlendikleri bir otomobilin içerisinden, namlularını korkakça doğrulttular. Karşısında bir cephe değil, bir ihanet duvarı bulan Yılmaz Kaymakçı, inancının ve davasının bedelini o an ödedi.
Sinsi bir kurşun, bir işçinin, bir yiğidin, bir idealistin hayatını söndürdü. O, sırtını dayadığı duvarın gölgesinde değil, davasının heybetli duruşuyla yere düştü. İşçi ceketinin üzerine, en ağır, en şerefli nişane olarak şehadet mührü vuruldu.
YÜKSELEN YILMAZ SESİ
İstanbul, ülkü uğruna can veren bir yiğidini daha kaybetmişti. Ancak Yılmaz Kaymakçı, sadece fiziki olarak toprağa düşmüştü; onun ruhu, 18 Mart’ın o karanlık akşamında, bütün ülküdaşlarının kalbinde yanan bir meşaleye dönüştü.
Naaşı, uğruna İstanbul’un soğuk sokaklarında mücadele ettiği ideallerin doğduğu topraklara, Hatay’ın Kırıkhan ilçesine uğurlandı. İşçi Yılmaz, son yolculuğunda binlerce gönlün omuzlarında taşındı ve memleketinin mukaddes toprağına, bir daha asla eğilmemek üzere emanet edildi.
Şehit Yılmaz Kaymakçı, ne mesleğini ne de davasını bir an olsun terk etmedi. O, vatan sevgisini en çetin şartlarda, alnının teriyle ispat eden, 25 yıllık ömrünü kutlu bir inanca kurban eden destansı bir isimdi.
"Kahramanlar, sadece düştükleri yerde değil; emanet ettikleri ülküde yaşamaya devam eden, eğilmez hatıralardır."