“Bazı ruhlar, fırtınanın en şiddetli estiği yerde bile, bayrağı yere düşürmemeyi seçer ve bu yolda sonsuzluğa yürür.”
SİVAS’IN YÜREĞİ: KAHRAMANIN KİMLİĞİ
16 Mart 1979’un karanlık gölgesi çökmeden çok önce, adını vatan sevdasına yeminle yazmış bir milliyetçi duruş vardı: Cafer Sadık Çitil. O, sadece bir öğretmen değil, aynı zamanda Türk milliyetçiliğinin fikri cephesinde SİVAS ÜLKÜ-BİR’in kurucularından biriydi; ideallerini ete kemiğe büründüren bir liderdi. Sivas toprağında doğmuş, mücadelesini de aynı kutsal topraklarda yeşertmişti. Ardında, 31 yıllık kısa ama destansı ömrüne sığdırdığı büyük bir miras, ve bu mirasa sahip çıkacak iki küçük emanet bırakmıştı. O evliydi, iki çocuğun umudu, genç dimağların ise ışık kaynağıydı.
MÜCADELE MEYDANINDAKİ HOCA
Mesleği öğretmenlikti. Sivas Atatürk Lisesi'nin koridorları onun sesine, tahtası onun inancına şahitlik etmişti. Fakat 1979 yılının zorlu siyasi atmosferinde, iktidarın baskısı altında yılmadı. Duruşu ve fikirleri, o dönemin iktidarı olan CHP’nin hedefi haline geldi ve görev yerinden koparılarak Samsun Akşam Ticaret Lisesi’ne sürgün edildi. Bu sürgün, bir cezalandırma değil, onun için yeni bir cephe, yeni bir vazife yeriydi. Cafer Sadık Çitil, nerede olursa olsun, öğretmenlik cübbesi altında ülküye adanmış bir ruh taşıyordu. O, Samsun’da daha yeni göreve başlamıştı; ama adanmışlığının bedelini ödemeye hazır olduğunu biliyordu.
SON DERS VE KARANLIĞA ATILAN SON ADIM
Tarih 16 Mart 1979'u gösterdiğinde, hava kararmak üzereydi. O gün de tıpkı diğer günler gibi görevini tamamlamış, dersini vermişti. Bir öğretmen olarak, öğrencilere geleceği inşa etmeyi öğretmiş, ancak kendisi, karanlığın hedefi olmuştu. Olay Günü, okul çıkışında, pusu kuran devrimci-sosyalist komünist militanlar tarafından alçakça bir silahlı saldırıya uğradı. Bu, basit bir saldırı değil, bir fikrin ve o fikri savunan öğretmenin susturulma girişimiydi.
DÜŞÜŞ VE EBEDİ DÖNÜŞ
Cafer Sadık Çitil, okul kapısından ayrılırken, inancından vazgeçmediği için hedef alındı. Vücuduna isabet eden kurşun yaraları, onun hayatını sonlandıran birer leke değil, taşıdığı bayrağın bedeli oldu. O an, bir öğretmen şehadet şerbetini içerek, davasını tahtadan kalplere taşıdı. Saldırganlar karanlığa karışırken, geride kalan hüzün, milliyetçi duruşun ne denli ağır bir feda gerektirdiğinin kanıtıydı.
Sürgün edildiği Samsun’dan, şehit olarak yeniden yurduna döndü. Vasiyetine sadık kalınarak, onun aziz naaşı, doğduğu ve mücadele ettiği topraklara, Sivas'ın mübarek mekânı olan Yukarı Tekke mezarlığına tevdi edildi. Cafer Sadık Çitil, fiziken sürgün edilmiş olsa da, ruhu Sivas’a, yuvaya geri dönmüştü. 31 yıllık onurlu bir hayatın son noktası, ebedi istirahatgâhı oldu. O artık sadece iki çocuğun babası değil, vatanın tüm evlatlarının kalbinde yanan sönmez bir meşaleydi.
“Öğretmen, dersini tahtada bitirir; ancak şehit, davasını kalplerde sonsuza dek mühürler.”