" 'Gönül coğrafyası için ödenen bedel, ne bir yaştadır ne de bir mekânda; o, sadece bir adanmışlığın destanıdır.' "
BİR YÜREĞİN YEMİNİ: KİMLİĞİ VE ADANMIŞLIĞI
Balıkesir’in Bandırma ilçesinden Anadolu’nun kalbine, Konya’ya uzanan bir yiğitlik yolculuğuydu onunki. Adı, Mustafa Kadir Candan. Doğum yılı 1958’di ve henüz 21 baharını görmüş, ülkesine hizmet etme aşkıyla dolu bir gençti. Konya Devlet Mimarlık ve Mühendislik Fakültesi sıralarında geleceğin projelerini çizerken, ruhunu da milletinin bekasına adamış bir Türk Milliyetçisi, bir Ülkücüydü o.
Aydınlıkevler Semti’ndeki mütevazı ikametgâhı, sadece bir öğrenci evi değil, aynı zamanda davasının karargâhıydı. Henüz hayatının en güzel hayallerini kurarken, sevdiği ile nişanlılık sözü vermişti. Ancak Mustafa Kadir’in seçtiği yol çetin bir yoldu; bu uğurda daha önce de karanlık ellerin saldırısına uğramış, tehditleri göğsünde hissetmişti. O, tehditlere boyun eğmek yerine, duruşunu daha da çelikleştirmeyi seçen bir kahramandı.
ÇATIŞMANIN GÖLGESİNDE BİR İMTİHAN
Tarihler 15 Mart 1979’u gösterdiğinde, Konya şehri nefesini tutmuştu. Sokaklar, milletin iradesine düşman iki ayrı devrimci komünist sol örgütün sebep olduğu gerginlik ve kaosun gölgesi altındaydı. Ancak bu ağır atmosfer, Mustafa Kadir’in azmini zerre kadar kırmadı. O gün, bir yiğit için ilim de kutsal bir görevdi.
Şehrin üzerindeki kara bulutlara meydan okurcasına, Fakülteye yürüdü ve imtihanına girdi. Geleceğin mimarı, o gün kalemini en keskin kılıç gibi kullanmıştı. İmtihan bitiminde ise, omuz omuza durduğu Ülküdaşlarıyla bir araya geldi; çünkü zor zamanlarda birlik olmak, en büyük destandı. Geç saatlere kadar süren bu vatan sohbetlerinin ardından, Mustafa Kadir, kaleminin başına dönmek üzere evine yollandı.
SON NÖBET VE IŞIĞA YÜRÜYÜŞ
Gece, Konya’nın üzerine çökmüştü. Karanlık, sokakları teslim alırken; Mustafa Kadir, Aydınlıkevler’deki evinde, penceresinden sızan mütevazı bir ışığın altında, kitaplarının başına eğilmişti. O, geleceği inşa etme hayaliyle ders çalışıyordu. Bu, bir Ülkücü için sadece bir ders değil, milletine olan borcunu ödeme çabasıydı.
Ne var ki, karanlık ve nefret, ışığa tahammül edemedi.
İki komünist militan, alçakça bir pusu kurarak, dışarıdan, evin masum duvarlarına yaylım ateşi açtı. Kahraman, en savunmasız, en masum olduğu anda, yani milletinin geleceği için ilim öğrenirken hedef alındı. Silahların namlusundan çıkan kurşunlar, ders çalışan genci buldu. Mustafa Kadir Candan, 21 yaşında, nişanlı ve geleceğin mimarı olma hayalini taşıyan bir öğrenci iken, davasının ve milletinin uğruna Şehit düştü. O, masa başında, kalemi elinde, ülkü uğruna verdiği son nefesle adını şeref levhasına yazdırdı.
" 'Mustafa Kadir Candan, kurşunların sesiyle kesilen her hayalin, millete yazılan en büyük destan olduğunun ebedi kanıtıdır.' "