"Bazılarının ömrü takvim yapraklarıyla değil, taşıdıkları davanın ağırlığı ve fedakârlığın büyüklüğü ile ölçülür."
AKAİT KÖYÜ'NDEN DOĞAN YILDIZ: KİMLİĞİNİN MÜHRÜ
Korkunun gölgeleri ülkenin üzerine çökerken, Anadolu’nun derinliklerinde, Konya’nın Akşehir ilçesine bağlı Akait Köyü’nde bir yiğit doğdu. Takvimler 01 Mart 1962’yi gösteriyordu. O, sıradan bir hayat sürmek yerine, milletinin makus talihini değiştirmeye yeminli gençlerden biri olacaktı. Eğitimin kutsallığına inanan bu vatan evladı, Köyündeki ilkokul sıralarından başlayarak, Reis Kasabası ve Konya’daki ortaokul yıllarından sonra Akşehir Öğretmen Lisesi’nde zihnini çelikleştirdi. Ancak onun hedefi sadece okumak değil, davasına adanmaktı.
BİLİM VE İDEAL ARASINDAKİ YEMİN: ADANMIŞLIK YILLARI
Çukurova Ziraat Fakültesi’ni kazandığında, Mustafa Sır artık sadece bir öğrenci değildi; Adana’nın çalkantılı sokaklarında bir meşaleydi. Türkiye’nin en zorlu dönemlerinde, ideallerin çatıştığı bu şehirde, kuru bir biyografi yazmak yerine, cesur bir destan yazmayı seçti. O, Ülkücü teşkilatlarda aktif görev aldı; gençliğin sesi, davasının bekçisi oldu. Adana Ülkücü Gençlik Derneği (ÜGD) yönetiminde aldığı görev, onun sadece bir üniversiteli değil, aynı zamanda ülkücü hareketin kalbinde atan bir lider olduğunu gösteriyordu. O, geleceğin ziraat mühendisi olacaktı; ama önce gönülleri imar etmesi gerekiyordu.
KADERİN BEKLEDİĞİ SABAH: SON YOLCULUK
14 Mart 1979... Tarihin o karanlık günü, Adana’nın üzerine çöken sisli bir sabahla başladı. Mustafa Sır, ülküdaşlarıyla birlikte kaldığı öğrenci evinden çıktı. Ellerinde kitapları, kalplerinde vatan aşkı vardı. Okulun, ilmin ve irfanın peşindeydiler. Her gün binlerce kişinin kullandığı, sıradan bir toplu taşıma aracı olan otobüse bindiler. Bu, hayatın ve gençliğin temsilcisi olan bir otobüstü.
Ancak, o gün otobüsün varacağı yer okul değil, şehadetti.
KORKAKLIĞA KARŞI DİK DURUŞ: O KARANLIK PUSU
Komünist militanlar, bilime giden yola pusu kurmuşlardı. Otobüs henüz hareket etmek üzereyken, namlunun soğuk ihaneti gençlerin üzerine yağdı. Bu, sadece bir saldırı değil, bilime ve düşünceye sıkılmış alçakça bir kurşun yağmuruydu.
Otobüs, kurşunlarla delik deşik edilirken, Mustafa Sır, davasına olan sadakatini kanıyla mühürledi. Aldığı kurşun yaraları ağırdı. O, ülküdaşları ile omuz omuza, son nefesine kadar geri çekilmeyi reddederek adeta vücudunu bir kalkan yaptı.
ŞEHADET VE EBEDİ MÜHÜR
Mustafa Sır düştü. 14 Mart 1979 günü, 17 yıllık kısa ama yiğitçe bir ömrü, en yüksek mertebeye ulaştırdı. Dört ülküdaşı yaralanırken, o, ideallerin ülkesine göç etti. Adana’nın soğuk asfaltı, Akait Köyü’nden yola çıkan bir kahramanın sıcak kanıyla ısınmış, bu topraklar için ödenen bedelin ne kadar ağır olduğunu bir kez daha ilan etmiştir. O, sadece bir öğrenci değildi; o, cephede şehit düşen bir inancın ve tavizsiz bir duruşun timsaliydi.
Mustafa Sır, hayatı bilimle kucaklamak için çıktığı yolda, canını vatanın geleceği için feda etmiş, adını tarihin şeref sayfalarına altın harflerle yazdırmıştır.
"Şehitler ölmez; onlar sadece bedeni feda eder, ruhları ise milletin ebedi vicdanında bir meşale olarak yanmaya devam eder."