"Bazı kahramanlar, zamana sığmaz; adları, uğruna yürüdükleri büyük davanın sancağı olur."
TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİN YÜREĞİ: METİN
Ankara. Şehirlerin kalbi, mücadelelerin beşiği. Metin Öztürk, bu kutsal topraklarda doğdu ve ruhunu Türk Milliyetçiliği davasına adadı. O, sadece bir öğrenci değildi; o, gençliğini, geleceğini ve kanını canı pahasına savunduğu inançlarına feda etmeye hazır, kutlu bir Ülkücüydü. Kuru bir isim listesinin çok ötesinde, o, mücadelenin onurunu taşıyan bir bayraktı: Türk Milliyetçisi Ülkücü Şehit Metin Öztürk.
ETLİK'İN YİĞİT NEFERİ
Henüz hayatının baharındaydı, sadece on sekiz yaşındaydı. Ankara Etlik Lisesi’nin sıralarından, sadece ders kitaplarını değil, milletinin kaderini de omuzluyordu. Yaşının gençliği, davasına olan adanmışlığının bir kanıtıydı. Lisenin son sınıfından beklemeli olması bile, onun için mücadelenin, akademik kaygıların çok ötesinde bir öncelik taşıdığını gösteriyordu. Metin, Etlik Lisesi’ndeki Ülkücü hareketin "gözünü budaktan esirgemeyen," korkuyu tanımayan yiğit neferlerindendi. Onun duruşu, gençliğin ateşini, inancın çeliğiyle birleştiriyordu. O, nefer olarak değil, cesaretin ta kendisi olarak yürüyordu.
ADANMIŞLIĞIN SON GÜNÜ
Tarih 13 Mart 1977’yi gösterdiğinde, Ankara’nın soğuk havası, büyük bir fedakârlığa gebeydi. Kaderin sahnesi, Etlik’in Aşağıeğlence semtiydi. Metin, her zamanki kararlılığıyla davasının peşinden yürüyordu. O gün, Metin’in hayatı, karşıt bir ideolojinin keskin ucuyla kesişti.
ANKARA'NIN KAHRAMAN KURBANLIĞI VE EBEDİYET
Metin'in karşısında, o dönemin siyasi tansiyonunun bir gölgesi, MSP’li Oğuzhan Asiltürk’ün koruması Ahmet Tekdal duruyordu. Detaylar bilinmez; sadece Metin’in, o son karşılaşmada, inancından asla taviz vermediği kesindir. Bir Ülkücü neferin geri adım atmayışı, o karanlık anın en büyük kahramanlık destanıdır.
O gün, Etlik sokakları, hain bir kurşun sesiyle sarsıldı. Ahmet Tekdal’ın ellerinden çıkan o kurşun, sadece 18 yaşındaki bir öğrenciyi değil, gençliğin en parlak umudunu da susturmayı hedeflemişti. Ancak kurşun bedeni delip geçse de, Metin’in mücadelesi asla durmadı. O, düştüğü yerde Şehitlik mertebesine erişerek, adını tarihin ve davasının ebedi hafızasına yazdırdı.
Metin’i vuran Tekdal yakalanıp hapse girmiş, ancak vicdanın sillesiyle baş edemeyerek hapisten çıktıktan sonra kendi hayatına son vermiştir—zira bir şehidin kanı, zalimlerin yakasını asla bırakmaz.
Metin Öztürk’ün cansız bedeni, inancının doğduğu şehirde, Ankara Karşıyaka mezarlığında toprağa verildi. O artık, sadece bir mezar taşı değil, bir milletin vicdanına kazınmış, 18 yaşındaki bir adanmışlığın destansı sembolüdür.
"Ateş çemberinde atılan her genç adım, vatanın ebedi istikbali için yazılmış sarsılmaz bir yemindir."