"Bazı ruhlar vardır ki, milletin kaderi kandan bir gömlek giymeyi gerektirdiğinde, tereddüt etmeden o gömleği sırtlanır."
KİMLİĞİ VE BİR YEMİNİN NEFERİ
Sivas’ın yiğit toprağı Suşehri’nde filizlenmiş, ancak kalbini koca bir ülküye adamış 25 yaşında bir delikanlıydı o: Salih Bozkurt. Henüz hayatının baharında, İstanbul’un karmaşasında, Şişli Halide Edip Adıvar Mahallesi’nde ikamet ediyordu. Onun için coğrafya bir mesken değil, davanın karargâhıydı. Genç yaşına rağmen, Milliyetçi Hareket Partisi Şişli İlçe teşkilatının aktif bir üyesi, Türk İslam Ülküsü’nün tereddütsüz bir neferiydi. O, sadece bir partili değil, milletin bekası için atılmış bir adanmışlık yemininin yaşayan timsaliydi.
SİVAS'TAN İSTANBUL'A BİR ADANMIŞLIK YOLCULUĞU
Salih’in ruhu, memleketinin çetin dağlarından getirdiği sağlam duruşu, 1980 yılının ideolojik fırtınalarla kasıp kavrulan İstanbul’una taşımıştı. O, ülkesinin parçalanmasına göz yumanlara karşı bir kalkandı. Biliyordu ki, hizmet ettiği ülkü, zorlu bir cephede durmayı gerektiriyordu. Gençliğin en heyecanlı çağında, rahatlığı bir kenara bırakmış, her adımını vatanın geleceği için atmış, karanlık gecelere inatla ışık taşımıştır.
12 MART: KARARLILIĞIN ATEŞ GÜNÜ
Takvimler 12 Mart 1980’i gösteriyordu. Bu, yalnızca bir tarih değil, devrimci ve Marksist-Komünist örgütlerin, vatanın her köşesinde tehdidin gölgesini yaydığı, adeta bir savaş ilanıydı. Korkunun hüküm sürdüğü bu günlerde, Salih Bozkurt, idealinden zerre taviz vermeden günlük hayatına devam ediyordu. O gün, Darülaceze Caddesi üzerinde, Halide Edip Adıvar mahallesinin otobüs durağında, sıradan bir bekleyiş içindeydi. Ancak bu bekleyiş, bir yiğidin can pazarına dönüşeceğinin habercisiydi.
SON DURAK VE EFSANEVİ DÜŞÜŞ
Hain ve sinsi bir pusu kurulmuştu. Türk milletine düşmanlık besleyen, Salih’in davasını tanıyan karanlık eller, genci fark ettiler. Otobüs bekleyen savunmasız bir ülkü erini hedef aldılar. Şerefli bir mücadele yerine, kalleşliğin en alçakça yolu seçildi: Kurşun yağmuru başladı. Salih Bozkurt, inandığı değerler uğruna, ideolojisinin can düşmanlarının açtığı o acımasız ateş çemberinin ortasında kaldı.
Aldığı ağır yaralarla yere yığıldığında bile, neferliğini yaptığı davanın sancağı göğsünde dalgalanıyordu. Hemen en yakın umut kapısı olan bir durak ilerideki SSK Okmeydanı Hastanesi’ne yetiştirilmeye çalışıldı. Ancak bu son gayret nafileydi. Yiğitliği ve adanmışlığı ile bilinen Salih Bozkurt, o kısa mesafede, hastaneye ulaşamadan yolda şehadet mertebesine erişti. 25 yıllık hayatını, 12 Mart’ın o karanlık ve kanlı gününde, inançlarının bedeli olarak vatan toprağına emanet etti.
"O, bedeni düşerken bile davasını göğsünde taşıyanlardan biriydi; 25 yıllık ömrü, bir milletin ebediyet yeminine yazılmış destansı bir mühür oldu."