"Bazı isimler tarihe bir anı olarak değil, bir duruşun ebedi mühürü olarak kazınır. Onlar, ne bir mesleğin, ne de basit bir anın gölgesinde kalmıştır; onlar, davanın ta kendisidir."
I. YÜREĞİNDEKİ YEMİN: KİMLİĞİNİN SIRRI
O, sadece bir isim değildi; Bekir Bayık, ruhunu ulvi bir ülküye adamış, inancını canından üstün tutmuş bir yiğitti. Resmi kayıtlar onun adını Bekir Bayık olarak yazsa da, tarihin vicdanında o, 'Türk Milliyetçisi Ülkücü Şehit' unvanıyla anılacaktı. Onun kimliği, adının önüne yazılmış olan o sarsılmaz yemin ile mühürlenmişti. Bu kimlik, onun hayatının gayesi ve kaderinin özetiydi.
II. KADERİN COĞRAFYASI: ŞANLIURFA
Kader, onu doğduğu topraklarla şehit olduğu toprakları ayırmadı. Şanlıurfa... Peygamberler şehrinin kadim ve kutsal atmosferi, Bekir Bayık’ın ilk nefesine şahitlik ettiği gibi, son nefesinin kahramanlığını da kaydetti. O, ait olduğu topraklarda ayağa kalktı, inancının sancaktarlığını yaptı ve yine o topraklarda, davasının ateşi uğruna düştü. Şanlıurfa, artık bir doğum yeri olmaktan çıkmış, bir kahramanlık menkıbesinin ebedi sahnesi haline gelmişti.
III. BİLİNMEYEN MESLEK, EBEDİ DAVA
Bekir Bayık'ın hangi dünyevi işle meşgul olduğu, hangi sıfatı taşıdığı (MESLEĞİ: ……………………) bugün bilinmeyebilir. Onun özgeçmişindeki bu boşluk, ne bir eksiklik ne de bir unutulmuşluktur; aksine, bu durum, onun adanmışlığının en yüce kanıtıdır. O, fani mesleklerin ötesinde bir sıfat taşıyordu. Onun yegâne meşguliyeti ülküye adanmışlık, yegâne mesleği ise o davanın bekleyişiydi. Kahraman, dünyevi olanı elinin tersiyle itmiş, ebedi olanı seçmişti. O, sadece davasının fedaisiydi.
IV. SİPER EDİLEN SON AN VE ŞEHADET
Olay Günü: …………………………… O karanlık anın detayları, düşmanın sinsiliği ve o son çarpışmanın nasıl yaşandığı, tarihin tozlu sayfalarında gizli kalmıştır. Belki bir tuzak, belki bir pusuydu; kimin eliyle ve nasıl gerçekleştiği bilinmez. Ancak bu bilinmezlik, kahramanlığının büyüklüğünü azaltmaz; aksine artırır. O, geride kalanların göremediği o tehlikeye, o ateş çemberine kararlılıkla yürüdü.
12 Mart 1980’de Şanlıurfa’da, takvimler baharın ilk ışıklarını beklerken, Bekir Bayık için zaman durdu. O, 12 Mart’ın soğuk gününde, davasının sıcak ateşini yakmak için bedenini siper etti. O, düşmanın kurşunuyla değil, inancının sarsılmaz iradesiyle ŞEHİT oldu. O gün, sadece bir hayat sona ermedi; bir milletin hafızasına kazınan, unutulmaz bir adanmışlık yemini tamamlandı. Bekir Bayık, son adımı attığı o an, tüm yaşamını vatanına feda etmişti.
"Bekir Bayık, geride sadece bir isim ve bir tarih bırakmadı; o, adanmışlığın, fedakârlığın ve vatan aşkının 12 Mart 1980’de Şanlıurfa’da ebediyete ulaşan o sarsılmaz iradesini bıraktı."