"Milletin kumaşını kendi canıyla dokuyanlar, tarihin en çetin dikişini atarlar."
KİMLİĞİ: SESSİZ BİR ADANMIŞLIK NEFERİ
Adı Muhittin Akın’dı. O, Kasımpaşa'nın dar sokaklarında alın teriyle hayatını kazanan, terzilik sanatını icra eden mütevazı bir ustaydı. Ancak onun kimliği, diktiği kumaşların sınırlarını çoktan aşmıştı. Muhittin Akın, bir eş, iki evladının sevgi dolu babasıydı; geleceği kendi elleriyle ilmek ilmek ören bir aile reisiydi.
Makamı veya mevkisi yoktu; onun tek unvanı, ruhundaki çelik gibi sert duruştu. Okul sıralarından uzak kalsa da, kitap okumasını bir vazife bilmiş, zihnini sürekli aydınlıkta tutmuştu. O, sadece bir zanaatkar değil, MHP Beyoğlu İlçe Teşkilatına kayıtlı, davasına yürekten bağlı bir Türk milliyetçisi ve ülkücüydü. Muhittin Akın, İstanbul'un kalbinde, sadece iğnesini değil, ideallerinin bayrağını da taşıyordu.
12 MART’IN KARARLIĞI VE ÖDENEN BEDEL
Takvimler 12 Mart 1980’i gösterdiğinde, ülkenin üzerine çöken siyasi karanlık en derin noktasındaydı. Her ülkücünün varlığı bir meydan okumaydı ve her mesai günü, bir sonraki nefesin bedelinin ödendiği yeni bir yemin anlamına geliyordu. İstanbul, ideolojik çatışmanın en kanlı cephesiydi.
Şehit Muhittin Akın, tereddüt etmedi. O, dükkânını, inancından taviz vermediği ve ekmeğini namusuyla kazandığı sığınağı olarak görüyordu. Korkuya boyun eğmek yerine, dükkânının kapısını her sabah vatan ve millet sevgisiyle açarak dimdik durmayı seçti.
SON RANDEVU: KUMAŞ VE NAMLU ARASINDAKİ İHANET
Olay günü, Muhittin Akın dükkânda çalışıyordu. Elinde makas, zihninde idealleri vardı. Ne yazık ki, düşman, mücadeleyi mertçe sokaklarda vermekten acizdi; ihaneti ve kalleşliği bir yöntem olarak seçmişti.
Katilleri, müşterilerin masumiyet örtüsüne bürünerek geldiler. İki devrimci-komünist militan, kinlerini kumaş bahanesi ardına gizledi. Onlar kumaşa değil, Muhittin Akın'ın hayatına bakıyorlardı.
Ülküdaşımız, misafirperverlik ve dürüstlükle arkasını döndü. Onlara göstermek üzere kumaş almak için uzanmıştı. Silahını sinsi bir pusuya saklayan bu karanlık eller, bir esnafın en savunmasız, en hizmet odaklı anını yakaladılar.
ŞEHADETİ: SIRTTAN VURULAN CESARET DESTANI
Muhittin Akın, sırtından vuruldu.
Bu, bir çatışma anı değildi; bu, onurun en alçakça ihanetle karşılaşmasıydı. O, milletinin kumaşını dikmek için dönmüştü; karşılığında namlunun zehrini aldı. Bir milleti yaşatmak için çalışan dürüst bir adam, alçakça bir saldırının hedefi oldu.
Katiller, bu vahşi eylemi gerçekleştirdikten sonra, karanlığın içinden geldikleri gibi hızla olay yerinden uzaklaştılar. Ancak geride bıraktıkları sadece kan değil, 12 Mart 1980 tarihinde İstanbul semalarına yazılan, fedakârlıkla örülmüş ebedi bir destandı. Muhittin Akın, evli ve iki çocuk babası olarak düştü; ancak ülkücü mücadelenin sarsılmaz bir şehidi olarak tarihe kazındı. O, bir ideal uğruna dükkânında, sessizce, ama en büyük cesaretle şehit oldu.
"Unutulmasın ki, vatan uğruna sırtından vurulan her erdemli yürek, milletin alnına düşen şeref damgasıdır."