"Vatan toprağına düşen her yiğit, geride kalanların omuzlarına yüklenen sarsılmaz bir yemindir."
KİMLİĞİ VE YÜREĞİNDEKİ YEMİN
O, gençliğin baharında, ömrünün henüz on sekizinci yılında, Tokat’ın kadim coğrafyası Niksar’da, Kazancılar Mahallesi’nin mütevazı bir evinde ikamet ediyordu. Adı, MURAT İŞGAL. O, babasına ait küçük bakkal dükkânında çalışırken bile, sırtında taşıdığı büyük bir yükün, bir davanın neferiydi. Murat İşgal, kuru bir isimden ibaret değildi; o, idealist ruhuyla, Türk Milliyetçisi ve Ülkücü hareketin geleceğe uzanan kararlı sesiydi.
ADANMIŞLIĞIN BEDELİ
Murat, içinde yanan bu kutsal ateşin bedelini ödemekten çekinmedi. Tokat’ın o çetin yıllarında, ülkücülük, canla ödenen bir duruştu. Henüz bu son karanlık gece gelmeden önce, o, zaten mücadelenin içinden geçmişti. Daha evvel hain bir saldırıya uğramış, vücudunda açılan yaralarla sınanmış, fakat geri çekilmemişti. Yarasını onur madalyası sayan bu genç kahraman, davasından vazgeçmeyerek, her şeye rağmen Niksar’ın sokaklarında, inancının sancağını dimdik tutmaya devam etti. O, korkuyu çoktan yenmişti; geriye sadece adanmışlık kalmıştı.
SON TOPLANTI VE SON LİMAN
Tarih, 12 Mart 1980’i gösteriyordu. Niksar, üzerine çöken siyasi gerilimle nefes alıp veriyordu. Saatler 21.00’i vurduğunda, Murat İşgal, tıpkı sığınakları gibi gördükleri Keşfi Camii meydanında, Ülkücü Gençlik Derneği (Ü.G.D.) altındaki Niksar Ayvaz Spor Kulübü’ndeydi. Burası sadece bir kulüp değil, ülküdaşlarının toplandığı, geleceğe dair yeminlerin tazelendiği, kardeşlik ruhunun en güçlü olduğu kutsal bir limandı. Murat ve can yoldaşları, o akşam da vatanın geleceğini konuşuyorlardı.
ATEŞ ÇEMBERİ VE EŞSİZ CESARET
Ancak barış dolu anları, karanlığın en vahşi hali böldü. İki komünist militan, kin ve nefretle bilenmiş mermileriyle mekana baskın yaptı. İçerideki silahsız gençlere karşı, alçakça bir yaylım ateşi açıldı. Bu, bir çatışma değil, bir infaz girişimiydi.
Murat İşgal, o dehşetli anda dahi geri çekilmeyi düşünmedi. O, sadece 18 yaşındaydı, ama cesareti dağları devirecek büyüklükteydi. O karanlıkta düşen ilk kıvılcımlardan oldu. Yüreklerinde taşıdıkları ülkü uğruna, canları pahasına duruş sergileyen Murat İşgal, ülküdaşı Ahmet AYBARS ile birlikte vatan uğruna vurularak şehadet şerbetini içti. Saldırı, sadece onları düşürmekle kalmadı; 6 ülküdaşımız da bu vahşi saldırıda yaralandı. Ancak o gece, Niksar’da bir fikir, mermilerle susturulamayacağını kanıtladı.
ŞEHADETİ VE EBEDİ İSTİRAHAT
12 Mart 1980, Tokat-Niksar’ın hafızasına bir zafer ve hüzün günü olarak kazındı. Murat İşgal, hayatının baharında, inancından zerre taviz vermeden toprağa düştü. O, on sekiz yıllık kısa ömrünü bir destana çevirmişti. Cenazesi, Niksar’ın Şakşak mezarlığında, doğduğu ve uğruna öldüğü topraklara, davasının ebedi bekçisi olarak defnedildi.
O artık, bir bakkal dükkânında çalışan genç değil, vatan için canını ortaya koymuş, karanlığa karşı ışığı seçmiş, sarsılmaz bir kahramanlık timsaliydi.
"On sekiz yıllık ömrünü bir davaya adayanlar, kurşunlarla değil, destanlarla anılır."