"Kimi hayatlar, henüz baharında dahi olsa, bir dağın sarsılmaz duruşunu taşır; geri adım atmaktansa, kardeşliğin ve inancın ateşine yürümeyi seçer."
MERSİN’DEN YÜKSELEN GENCECİK BİR SANCAK
TÜRK MİLLİYETÇİSİ ÜLKÜCÜ ŞEHİT ETHEM ÜTÜK. Bu isim, adanmışlığın ve genç yaşta taşınan büyük bir vebalin simgesidir. O, 1963 yılında, Mersin’in Tarsus ilçesine bağlı Beylice (Manas) köyünde dünyaya geldi. Henüz hayatının baharında, 16 yaşındaydı. Tarsus Meslek Lisesi sıralarında, geleceğin mücadelesine hazırlanıyordu. Fakat kaderi, onu sıradan bir öğrenci olmaktan çıkarıp, milletinin vicdanında ebediyen yaşayacak bir kahramana dönüştürecekti.
KARANLIĞA KARŞI DİMDİK DURAN YÜREK
Ethem’in ailesi, baskının ortasında bir kale gibiydi. Köyde hâkim olan devrimci-sol ideolojinin tehditlerine ve zulmüne rağmen, Ülkücü-Milliyetçi duruşlarından asla taviz vermediler. Aile, defalarca taciz edildi, tehdit edildi ve saldırılara maruz kaldı. Bütün bu zulme rağmen, Ethem’in ailesi, Moskof uşaklarının omuzlarına yüklediği baskılara karşı eğilmedi, dimdik durdu. Bu şerefli duruş, sadece köyde değil, okulda da bedel ödüyordu. Köyde görev yapan, ideolojik tahriği körükleyen devrimci öğretmenler, o dönemin siyasi iklimiyle şımartılarak, genç yürekleri sürekli bir çatışmaya itiyorlardı. Ethem, bu ateş çemberinde, inancının sarsılmaz bekçisi olarak büyüdü.
AĞABEY İÇİN SON KOŞU
11 Mart 1979 akşamıydı. O karanlık gün, Ethem’in kahramanlığının mühürlendiği an oldu. Akşam saatlerinde evine ulaştığında, yüreğini sızlatan, kan dondurucu o haberi aldı: "Abimi bıçaklamışlar!" 16 yaşındaki Ethem, o an bir saniye bile tereddüt etmedi. Tehlikenin ne denli büyük olduğunu bilmesine, ailesinin sürekli hedefte olmasına rağmen, arkasına bakmadı. O, sadece bir öğrenci değil, kardeşinin koruyucusu, ailesinin kalkanıydı.
Annesi, yaklaşan felaketi sezerek, çaresizce oğlunun arkasından koştu; ama Ethem’in adımları, bir fedai kararlılığıyla hızlıydı. O, tehlikenin odağına, abisinin kanının döküldüğü kahvehaneye doğru koşuyordu.
KAHRAMANLIĞIN SON NEFESİ VE BİR ANANIN YÜREĞİ
Ethem Ütük, kahvehaneye girdiği an, hain pusu onu bekliyordu. Kardeşine yapılan alçaklığın hesabını sormak için attığı o cesur adım, karşısında hançerleri buldu. Gencecik bedeni, abisi için koştuğu yerde, aynı zulümle bıçaklandı.
Annesi, oğluna yetiştiği o dehşet verici anda, hayatının en ağır sahnesiyle karşılaştı. Kahvehanenin eşiğinde durdu ve vatanın bekası için dimdik duran iki oğlunu da yerde, kanlar içinde gördü.
Ethem Ütük, ağır yaralıydı. Hemen Adana Numune Hastahanesi’ne kaldırıldı. Yoğun bakımda geçen bir haftalık zorlu direniş süresince, 16 yaşındaki bu kahraman, ölümle pençeleşti. Vücudu mücadele etti, ruhu teslim olmadı; fakat düşmana karşı verilen son nefes, fedakârlığın en büyük bedeliydi. O, direnişini tamamlayarak 11 Mart 1979 günü başladığı bu kutlu yürüyüşü, ŞEHADETİ ile taçlandırdı.
"16 yaşındayken, kardeşinin yarasını sarmak için ölüme yürüyenler, tarihin değil, milletin vicdanına adlarını kanlarıyla yazarlar. Onların gençliği, bir neslin onurudur."