"Bazılarının hayatı, başladığı günden itibaren bir destan yazmak üzere mühürlenir; Mehmet Yavuz, o destanı 17 yaşında kanıyla tamamlayanlardandır."
MİLLİYETİN YÜREĞİNDEKİ GENÇ FİDAN
İstanbul, 11 Mart 1980... Tarihin en çetin sınavlarından birinin verildiği bu topraklar, o gün genç bir yiğidi, bir Ülkücüyü, vatanın sarsılmaz inancına kurban verdi. Adı Mehmet Yavuz'du. O, daha hayatının baharında, 17 yaşındaydı. Gencin duruşu, yaşıyla ölçülemeyecek bir kararlılığın, ruhundaki iman ise, sarsılmaz bir Türk Milliyetçiliği davasının mühürlediği bir duruştu.
YENİLMEZ İNANÇ VE ADANMIŞLIK YILLARI
Kasımpaşa'nın sokaklarında, Yeni Yapı Teknik Lisesi'nin sıralarında büyüyordu, ama ruhu sadece okul duvarlarına sığmıyordu. Mehmet Yavuz, sadece bir öğrenci değildi; o, ülkücü görüşe inanmış, inandığı davanın kutsallığı uğruna her türlü zorluğa göğüs germeye ant içmiş bir neferdi. Henüz bir delikanlı olmasına rağmen, karanlığın üzerine çelikleşen iradesiyle yürüyordu; biliyordu ki, ödenecek bedeller büyüktü, ancak davasının değeri bu bedellerden çok daha üstündü.
O KARANLIK GÜN: BEŞ GÖLGENİN KUŞATMASI
Cesaret, bazen tek başına kalmayı gerektirir. O kara günde, Mehmet Yavuz, beş komünist militanın hedefindeydi. Bir tek genç yüreğe karşı, silah zoruyla uygulanan bir zorbalık ve sayı üstünlüğü. Ülküdaşımız, zorla ve kalleşçe bir tuzakla kaçırıldı. Bu eylem, onun inancını kırmaya yetmedi, ancak fiziki gücün acımasızlığına yenik düştü. Kahraman, bilmediği, ürkütücü bir sona doğru götürülüyordu; ama zihnindeki dava ateşi sönmemişti.
KULAKSIZ MEZARLIĞI'NDA SON DURUŞ
Şehadet mekânı, ironik ve acı bir sembolizme sahipti: Kasımpaşa Kulaksız Mezarlığı. Gencecik bir beden, mezar taşlarının gölgesinde, vahşice bir infaz için hazırlandı. Beş zalime karşı tek başına ayakta duran bu yiğit, konuşmaması için ağzı bantla kapatıldı. Dünyayı görmemesi, son anlarında bile inancının gücünün farkına varamamaları için gözleri kaşkolla sarıldı. Ellerindeki naylon ip, onun direnişini sembolik olarak kırmaya çalıştı.
Tarih, 11 Mart 1980'de, Mehmet Yavuz'un bedeni, bu alçakça hazırlıkların ardından sıkılan iki kurşunla yere yığıldı. 17 yaşındaki bir fidanın hayatı, ideolojik kinin en karanlık eylemiyle son buldu. Ancak o iki kurşun, bir hayatı bitirse de, ardında bıraktığı adanmışlık ve fedakârlık mirasını ölümsüzleştirdi. Mehmet Yavuz, susturulmaya çalışılan sesi ve görmez kılınmaya çalışılan cesaretiyle, davasının bayrağını en yüksek zirveye, şehadet makamına dikti.
"Susturulan her ses, davanın sonsuz yankısı; bağlanan her el, nesiller boyu sürecek bir ahitle çözülür. Mehmet Yavuz'un 17 yaşındaki ömrü, Türk Milliyetçiliğinin ödenmiş en büyük bedelidir."